Handenur Batur Okuyucu

Handenur Batur Okuyucu
..
60 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·376 syf.·
2025 4. kitabı
Harika.. Sana diyecek çok şeyim var.. Vur kafanı ve annenin sana yaratttığı o karanlıktan çık Ama sen sen olmak için kendinin tam tersi olmak zorunda değildin,değilsin.. İçindekiler dışarda aradıklarından daha fazla.. Kaçmak seni sana getirmez,seni senden götürür ancak.. O yüzden kendini sıkıca sar,zincirlerini fırlatarak yap ama bunu..
Harika Bir HayatHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20252,656 okunma
Reklam
Puan vermedi·60 syf.·
2020 13. kitabı
Saramago'nun eserlerindeki derin imgelemler bir çeşit oyun oynamış okura.Bence yazarın upuzun hayat yolculuğunu ve insanin sürekli kendi arayisina giden yolu normal tarzından misli kısa olan bu öyküde anlatmasında bile ince bir ironi var aslında.Tabi bu yazarın hayatin kisaligina ,geciciligine bir vurgusu mu yoksa hayatla bir nevi dalga gecisi mi anlamak zor.Karakterlerin kurgusu aslinda sürekli bir seyleri anımsattı bana,Tanrilastirilan Kral,kitapta oldugu kadar dunyanin da temizlikcisi kadin ,tumu bir yansıma gibi kurgulanmış...Sorgulatiyor bir kere daha acaba öyküde çok istediği icin tekneye sahip olan adam ,hakiki dünyada da tum istekleri icin israrci olmalı mi?Yoksa ihtiyaci olan çoktan onunla mi? Dip not:Cizimleri incelemek bile o kadar keyifli ki,yazar kadar çizen Birol Bayram'i da tebrik etmek lazım..
Bilinmeyen Adanın ÖyküsüJosé Saramago · Kırmızıkedi Yayınevi · 200927bin okunma
Puan vermedi·124 syf.·
2020 8. kitabı
Norveç’te ,belki de dünyanın en refah seviyesi yüksek ülkelerinden birinde,akıllılıktan çıldıran Doppler’in öyküsü.Başından sonuna hem gülerek hem anlayarak okuduğum bir kitap oldu.Hatta kendi ‘ben dünyaya karşıyım’mottoma ciddi bir referans kaynak olarak edinebileceğim bir eser bulmuş olmanın keyfini yaşıyorum da diyebilirim :) Doppler küçük bir dünya,içten içe bir şeylerin arayışında olmuş ama bir türlü kendini bulamamış bir adam.Ve orman ,şehrin aklını esir edişinden koruyabileceği yegane yer.Cunku orda sessizlik orda biraz yalnızlık ve orda gerekli olsa bile konuşamayan geyikler var .Hiç bir şeyin fazlasına gerek yok.Ne beyni uyuşturan televizyon gelip yerleşebiliyor ormana,ne de Doppler in sevmediği samimiyetsiz başarılı insanlar takımı.Bu yüzden içten içe başarılı olsa da başarıdan pek de hoşlanmayanlar için yalnız değilsiniz diye bas bas bağıran bir öykü.Yalnız ve kalabalık :)
DopplerErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 202412,6bin okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2020 7. kitabı
Karanlık bir geceden yağmurlu rüzgârlı bir güne nasıl düşerse insan öyleydi Beni Kör kuyularda’yı okumak. Nasıl kalır karanlık bir kuyuda insan,nasıl terkedilir bir bir,ince ince ya da insan kendini nasıl terk eder ilmek ilmek dokumuş Hasan Ali Toptaş. Hem bireysel hem toplumsal seyir merakını ta öteden bilirim de izlemeyi okumak da öyle tuhaf doğrusu.Onlar izlediler sayfalar boyunca,tüm dünyanın yaptığı gibi,ben okudum.Onlar izledikçe daraldım,onlar izledikçe sızladı içim ama benim de elim uzanmadı ya acaba okuyalım derken biz de mi izleyici olduk fark etmeden ondan korktum.Nuri Bilge Ceylan’dan bir filmin içine düşmüş gibi oldum sonra.Sinirlendim,darlandım.Ama elimden yine bir şey gelmedi.Ne kendi hayatımıza uzanabiliyoruz ne onların hayatına,onu bir defa daha fark ettim işte. Öte yandan kadim dostumuz Hasan Ali,ne çok anlattı yine.Yine güzel anlattı.... Ama susalım diye mi, Susmayalım diye mi,onu bilemedim....
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma
Tıp Tarihine Dair İnceleme
Puan vermedi·200 syf.·
2018 24. kitabı
Bunca yaşanmışlığı içinde barındıran dünya,o kocaman tarihiyle ,savaşları,ölümleri,yaraları,bitmek tükenmek bilmeyen ızdırapları,içinde hazin sonlar barındıran delilikleriyle koca bir hastane olarak nitelendirilse yanlış olmaz sanırım. Doğal yaşamın şartlarının değişmesi ve insanlığın kendi değerlerini yavaş yavaş kaybetmesiyle ortaya çıkan hastalık kavramının başlangıcını şöyle tanımlayabiliriz esasen; ‘Her şey elmanın yeryüzüne düşüşüyle başladı’’ Hastalıkların tarihi incelendiğinde bazı toplumlar tarafından ‘Tanrının Gazabı’olarak nitelendirilen hastalıklara(komik değil mi? ) ,yüzyıllarca ve belki hala etik ve ahlaki mistik anlamlar yüklenmiştir. Fakat hastalıklar insan ve onun sosyal davranışlarının kaotik sonucudur. Avcı –toplayıcı yaşam süren ve dağınık gruplar halinde yaşayan Homo Sapiens ,sürekli değiştirdikleri yer ve su kaynakları sayesinde, yerleşik hayatı ve kalabalığı seven mikroorganizmaların kendi içlerine sızmasına yıllarca izin vermemişti.Fakat gruplar arası etkileşimin artması farklı ve dirençli mikroorganizma gruplarının bir araya gelmesini kolaylaştırırken aynı zamanda yerleşik hayata geçen insan oğlu,dünyayı sömürge haline getirirken kendisi de yerleşik mikroorganizmaların kurbanı oldu. Hayvancılık ve yerleşik yaşam sayesinde sayısını giderek arttıran insanoğlu daha fazla kaynağa ihtiyaç duymaya başladı.Kaynak tüketimi arttıkça ,ekosistemin bozulması kaçınılmaz hale gelirken bir yandan da tarımın ve hayvancılığın artması,diğer türlere özgü hastalıkların bir takım mutasyonlar geçirerek insanda vuku bulmasına sebep oldu. Neolitik dönemde sığırlar insan patojen havuzuna tüberküloz,çiçek virüsü ve diğer virüsleri kattı.Domuzlar ve ördekler gribal enfeksiyonları bulaştırırken,hareketimizin destekçisi atlarda rinovirüsleri yani bildiğimiz soğuk
Kan Revan İçindeRoy Porter · Metis Yayıncılık · 2016310 okunma