"Ne korkunç değil mi albayım? Evet, her şeyi zaman bu duruma getirdi. Aslında zamandan korkuyordum; günlerin birbirine benzemesini bu yüzden istiyordum. Bu nedenle yaşamıyordum, değişiklik istemiyordum. Beni zaman mahvetti albayım. Zamanla buluyor insan formunu. Her şey zamana bağlı: Yetmiş beş yetmiş altı yetmiş yedi derken insan ölüyor. Zaman her şeyi hallediyor değil mi? Her sözün hesabını sordum ondan, hiçbir sözün hesabını vermedim. Çünkü ben canavardım albayım, insan etine susamıştım. Çiğ et yemek istiyordum. İşte sana çiğ et: Midene oturdu. Fakat ben, gerçekten yanaydım; bu nedenle midem bozuluncaya kadar devam ettim. Onun gibi kendimi korumadım
Neden tedirgin oluyor beni
görünce albayım? Ne yaptım acaba? Babası içerdeyken ona sarıldım diye mi
kızdı? Allah kahretsin! Kendimi tutamıyordum. Kolay zaferden başım dönmüştü.
Tam formundaydım albayım. Şimdi de formundayım. Biraz koşalım, ısınalım
albayım. Günlük beden hareketlerimizi yapalım." Odanın içinde koşmağa başladı.
"Dur oğlum Hikmet, kendine gel," "Geliyorum albayım, koşarak geliyorum. Şimdi
de beden hareketlerimizi yapalım: Bir iki üç dört. Dörde kadar saymasını
biliyorum albayım
Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor
diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi