Mâverâî

Mâverâî
@Yasl1adam
"İki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor" Sartre
Yeniden başlamak
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2025 04:44
Önceki kitaplarında başlamış olduğu şarkıyatçılığı ve sömürgeciliği kuramsal olarak inceleme misyonunu yeni çıkardığı bu kitabında da kararlılıkla sürdürmeye devam eden yazarımız, kendisinin deyimi ile "Edward Said' in öğrencisi olma" yolunda kendisini aydınlattığı kadar konuya ilgisi olan bizleri de peşinden sürüklüyor. Yeniden başlayarak kimliğimizi evrensel anlamda düşünmemizi sağladığı için kendisine teşekkür ediyorum. Kitaba gelince iki ana başlık altında Avrupa merkezciliği sorgulamak ve devamı niteliğinde olan Filistin üzerinden incelediği sömürgeciliği, kamusal alanda çok daha fazla dolaşımda olan iktisadi sömürü ilişkilerinden ziyade, kültürel-siyasal ilişkiler üzerinde yoğunlaşmamızı sağlıyor. Kültürel - siyasal ilişkileri ve sömürge söyleminin karmaşıklığını postkolonyal teorinin öncülleri olan Fanon, Edward Said, Homi Bhaba ve spivak' ın çözümlemeleri ısığında çözümlemlerken,Şarkiyaçılığın ve Emperyalizmin hayat bulduğu önemli kavramlar olan söylem, temsil ve metin üzerinden Avrupa-Merkezci yaklaşımın ve sömürgeci söylemin kendisini nasıl yeniden ürettiğini,devam eden sömürge halinin özne kaybına maruz bıraktığı somürge insanın bu devasa makine karşısında uğradığı yapısal şiddeti ve tarihin dışına itilişini gözler önüne seriyor. Emperyalizme ve sömürgeciliğe eklemlenen Siyonizmin Batı sömürgeciliğinden devraldığı mirası bir adım ileri taşıyarak örtük olan şiddeti gizleme gereği duymadan "Ahlâkî misyonu" geride bırakarak sömürge insanını insanlıktan çıkarılışını ve Filistin örneği üzerinden Entelektüelin yalnızlığını bizimle paylaşıyor. Yazarın Türkiye 'de entelektüel camiaya yönelik eleştirilerinden saidyen düşüncenin yada duruşun muhafazakarlar ve liberaller arasında farklı okumalarla gerçekleştiğini ve bunun sonucunda da Said 'in yeni evrensel
Alıntı
Avrupa - Merkezcilik, Sömürgecilik ve FilistinFırat Mollaer · Dergah Yayınları · 20253 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·380 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2025 00:03
Türkiye'nin modernite deneyiminin neye benzeyeceği , ya da neden müzdarip olduğunu bahsi geçen yıllarda bir düğün gecesinde birkaç saatlik zaman diliminde anlatmaya çalışıyor yazarımız. Kahramanlarımızın diyalogdan çok monolog halinde okuyucuya anlatıkları, en azından benim anladiklarım bu yönde. Kollektif bilincin yaşadığı bölünmenin, kamusal alandaki ikircikli yapıya dönüşmesi ile taraf olmanın zorluğu ve taraf olmanın boşluğu aynı anda tatminsiz yaşamsal pratiklere dönüşüyor. İthal edilen izm'lerin muhafazakar yapı içinde kayboluşu, muhafazakar yapının ise sermaye karşısında yaşadığı eğreti dönüşüm aydının tıkanıklığına ve güdüklüğüne dönüşüyor. Fedakarlığın yaslanmak istediği dokunun kofluğu ile karşılaşan bireyin nihilizme yönelişi ise aydının ve toplumun en büyük çıkmazı gibi görünüyor. Kısacası gelişen ve dönüşen dünya (avrupa) göz önüne alındığında, Türkiye ölçeğinde oluşması beklenen değişimin uygun bir iklime kavuşamaması ve entelektüel derinliğin beklenen düzeyde olmaması nedeni ile bundan müzdarip bir toplumda oluşan gerilimin prematüre haline getirdiği modernitenin yansımalarını bir iç sesin pek de umutlu olmayan anlatımıyla öğreniyoruz. Fransız edebiyatında Prust'un içinde konuştuğu zaman ile yazarımızın 70 li yılların Türkiye'sini sıkıştırmaya çalıştığı zamanı teknik açıdan anlamaya çalışırsak sanırım her iki toplum hakkındaki sosyolojik zaman farkına da farklı bir açıdan bakma imkanı bulabiliriz. O günlerden bu güne kamusal dolaşıma giren kavramlara ve tartışmalara baktığımızda bu yapının korunarak geldiğini , ütopyanın ve mitolojinin kavranışında barışık olmayan bir takım öğelerin hala canlı olduğunu görmek büyüyen ama gelişemeyen bir toplum olduğumuzun göstergesidir. Kitapla ve sevgiyle kalın...
Edebiyat
Bir Düğün GecesiAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 20212,908 okunma
Beyaz dikenler üstünde yürüyorum
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2024 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2024 23:30
Günümüzde ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda kurucu olan Batı medeniyeti, aydınlanma çağı ile birlikte pragmatik bütün unsurları zorunluluk ilkesiyle birleştirerek yaşamsal pratik alanların tamamını hegemonyası altına almıştır. Bu üstünlüğüne sadece ortaçağın karanlık hayaletiyle hesaplaşarak değil, merkeziyetçi bir yaklaşımla kendisi dışında var olan medeniyetlerin, halkların ve toplulukların varlıklarını bloke ederek, kesintiye uğratarak ulaşmıştır. Antropolojik alana sürüklediği ötekini mitsel hafızasına yaptığı müdahalelerle tarihin dışına itmiştir. #antiemperyalist söylemin en güçlü kuramcılarından olan FANON gerek Siyah Deri Beyaz Maskeler' de gerekse Yeryüzü Lanetlileri adlı eserlerinde Batı'nin üstünlüğü ile şekillenen, katmanlaşan bu BEYAZ dünyanın kabuğunu kırmayı ve ontolojik sorunlar yaşayan renkli insanı yeniden tarih sahnesine çıkarmayı denemiştir. Klinik bir psikiyatr olan FANON bu tecrübesi sayesinde renkli insanın uğradığı kesintileri, nevrozları ve benliğin geri çekilmelerini yakından inceleyerek var olmanın zorluğunu hatta imkansızlığını "akıldışılığa sarılarak" telafi etmeye çalışmıştır. FANON insanlığın çift başlı bir narsisizmin etkisinde kaldığını belirterek evrensele olan arzusunu da "Başka insanların arasında yanlızca insan bir insan olmak istiyordum" diyerek belirtmiştir. Gerek Hegel ve Freud ile gerekse sartre 'nin geçerli olan kuramlarını esnetmeye çalışarak renkli insana var olma mücadelesi kazandırmaya çalışan FANON, kuramsal çözümlemesinde renkli insanı da eleştirisinden muaf tutmamıştır. Çok farklı FANON okumalarının olduğu günümüzde, postkolonyal teorinin kurucuları arasında sayılmakla kamusal dolaşımda olmaya da devam edecektir.
Felsefe ve Düşünce
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Metis Yayınları · 2020690 okunma
Puan vermedi·353 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2025 20:35
Şimdi bu kitap için bir kaç cümle yazmaya kalksak sahip olduğumuz düşünce ikliminin kısırlığı su gibi akar yüzümüzden. Bundan mütevellit kısaca bir kaç cümleyle duygu dünyamızı temsili kelimelere aktarmaya çalışalım. Türkiye özelinde hele ki yaşandığı tarih dikkate alındığında böyle bir yaşam her ademoğluna nasip olmaz sanırım. Edebiyatla, sanatla, tarihle ilişkilendirilebilecek oldukça zengin bir geçmiş. Yazarın sözünü ettiği kişilerin kapıcılarıyla tanışıklığımız olsa belkide edebi bir külliyata sahip olurduk. Cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla ve cemiyet içinde entelektüel sayılan kimseler ile olan samimi iliskileri oldukça talihli bir yaşamı olduğunu gösteriyor bizlere. Zaten kendiside bunu gizlemek yerine dolu dolu geçirdiği ömrünün şansının ayrıntıları olarak bahsediyor. Aynı dönemde Anodolu'nun birçok yerinde çadır bezinden pantolonu ve manda derisinden çarığı olanların zengin sayıldığını hatırlarsak bu şansın küçümsenmemesi gerektiğini de anlamış oluruz sanırım. Kitap yazarın kullandığı dil sayesinde oldukça eğlenceli ve akışkan, bir sonraki paragrafta kime sataşacağı pek belli olmuyor. Yazar çizer takımının her türlüsüne bulaşmış. Ve satırlarına eşlik eden İstanbul. İstanbul'u anlatan her cümlesine öykünüyor insan, 600 bin nüfuslu bir İstanbul da yaşamak kimbilir belkide de Anadolu'da ayaz yemiş kavruk tenli insanı da şair yapardı diye düşünmeden geçemiyor insan. Beraberinde okuduğum Selim İleri'nin Gramafon hala çalıyor ve Adalet Ağaoğlu'nun Bir düğün gecesi adlı metinleri ile devam eden İstanbul romantizminin büyüsünden ancak bozkırda ayaz vurmuş toprağının kavruk yüzlü insanıyla karşılaşınca farkına varıyorsun "coğrafyanın bir kader " olduğuna. Bu dolu kitabı çok da bulandırmadan edebiyat tutkunu olmadığım halde aldığım lezzet ile
Edebiyat
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
9/10
·774 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2024 01:15
Böyle bir çalışmaya inceleme yazmak için , öncelikte kitap içerisinde zikredilen sayısız ayrıntıya, kişiliğe, dönemsel koşullara, mezhepsel ekollere, siyasi tavırlara kısmen de olsa vakıf olmak gerekir. Bu eksikliğe rağmen, yazarın bu çalışmayı vücuda getirmek için giriştiği olağanüstü çabayı okumuş olmanın, gereksinimi içinde temsil niteliğinde olmayan birkaç kelimeyi birleştirmeye çalışacağım. Evet kitap Abbasi döneminin katılaşmış olan islami (sünni) anlayışları ve (şii) kaygıları arasında tasavvufun mânâ alemine ilişkin vecd, esrime hallerindeki sòylem ve tasavvurunu bu iki islami yorum arasına konumlandırmaya çalışan çabalarını ve bu anlamda temsil niteliğinde en üst seviye olarak anlaşılan "Enel Hak" söyleminin , Allah ile kul arasındaki mesafeyi yekvücut haline getireren, Hallâc- ı Mansūr 'un çilesini anlatıyor. Yine Abbasi hilafetinin o dönemde devlet politikalarının , devlet organizasyonun içinde yer tutmaya çalışan, mutezile, eşarilik, hambelilik, ve radikal şii unsurlarının etkisi altında kalarak sık sık değişmesi neticesinde, başkent Bağdat olmak üzere hanedanlığın bütün merkezi yerlerinde düzenlenmeyen güç dengelerinin, tasavvuf gibi resmi din sòyleminin dışında etki alanı oluşturmaya çalışan unsurların, daha çok proleterya arasında göstermiş olduğu etki ve oluşan çeşitli isyanlarla iç içe olması ve zayıflayan devlet otoritesinin bir yansıması olarak, yaşanacak olan bu trajik olayın etkin nedenleri arasında gösterilebilir. Olay hernekadar din alanı içinde bir yorum farklı yada tanrı tasavvurunun biçimleri arasında gerçekleşen bir çatışma sonucu olarak anlaşılsa da, devlet erkinin yoğunlaşacak bir isyan neticesinde kaybedecekleri konum ve statü korkusundan kaynaklandığını da değerlendirmek gerekir. Kitap başta mitoloji ile ilgili olduğu kadar ,
Araştırma-İnceleme Tarih
Hallac-ı Mansur'un Çilesi İslam'ın Mistik Şehidi (Cilt 1)Louis Massignon · Ardıç Yayınları · 200621 okunma