Bir çocuğun sevmesi ne büyük, ne kapsayıcı bir şeymiş, ne eli bolmuş. Hiç takılmazmış hayatın tırı vırı engellerine. Bahanesi, şartı şurtu, hesabı kitabı. En çok bunu hatırladım.
İnsanlık ikinci bin yılı bitirip üçüncü bin yıldan gün almaya başladığında; insan, insan oluşun yüzyıllar içinde edinilmiş onuruna sahip çıkarak iyi insan olmayı, iyiliği-güzelliği-sevgiyi ya da kötülüğü-ihtirası-nefreti, bizzat yapmaya gücü yetmese bile kötülüğün sıradanlaşmasına katkıda bulunmayı seçeceği yol ayrımını çoktan geçmişti. İnsanların büyük çoğunluğu kendi varlıklarını kurban ettiklerinin farkında bile olmadan kötülüğün tarafını seçmişlerdi. Ama bu yol ayrımı birbirine karşıt iki yönü gösteren, açık, net, güvenilir ve berrak bir tabela olmamıştı hiçbir zaman; bir o yana bir bu yana salınmış, böylece yolu seçmek uzun bir zaman ve mesafe almış, kimi iyi insanlar kötülüğün tarafında yürüdüklerinin farkında bile olmamışlardı. İlginç olan, kötülüğün tarafında yürümeyi seçenlerin yürüdükleri yönün onları iyiliğe götürmeyeceğini daha en başında bilmeleriydi. İyilik kötülüğün kılığına giremiyordu çünkü ama kötülük sık sık iyilik kılığına giriyordu.