Doğu’ya seyahat eden her Batılı yazar elbet haremden, haremin büyüsünden söz ederdi. (..)
(Prenses) Cristina da Harem’i anlattı. Ama saraydaki haremi değil, yoksulların haremini. Ankara ve Adana varoşlarındaki haremleri… Ayna bile yoktu. Kadınların kullanabileceği tarak, saç fırçası bile yoktu. (..) Ve Binbir Gece Masalları”ndaki büyüyü yerle bir etti. (Yıl: 1850’ler)
Romanı okumaya başladığımda, ilk izlenimim, orta bir roman olduğu yönündeydi. Fakat ilerledikçe hayata dair ve beni çarpan cümlelerle karşılaştım. Üslubun akıcı olması ve her yeni cümlede farklı bir bakış açısı getirmesi beni etkiledi. Yazarın çok açık zihinli ve kenarlarda kalmış ve söyleyemediğimiz düşünceleri dile getiren bir insan olduğunu düşünüyorum.
Birden bire yapan yoğun kar yağışı. Kar seviyesi sokak kapısı boyunu aşar. Tüm apartmandakiler mahsur kalır. Kübra’nın hamile olma ihtimali vardır. Apartmandaki sıradan insanların olağanüstü düşünceleri.
Yazar çok basit cümlelerle derin hisler uyandırıyor. Aynı paragrafta dün bugün ve yarını birlikte başarıyla işliyor.
Güzel roman. Öneriyorum.