Eğer doğma büyüme İstanbullu iseniz, çocukluğunuz İstanbul'un en eski semtlerinde sokaklarında, mahallelerinde, ağaç tepelerinde, bağ bahçe içinde koşturarak geçtiyse, gençliğiniz, ilköğretim, lise ve üniversite yıllarınız İstanbul'un en eski semtlerinde yaşandıysa değişime şahit olarak, yine meslek hayatınız İstanbul'un en eski, en gözde, en kalabalık, en tarihi yerlerinin havasını soluyarak geçtiyse eğer, bu kitabı mutlaka okuyun derim. Bir imparatorluk başkenti, farklı etnik kökenlere ve dinî inançlara sahip insanların bir arada huzur içinde yaşadığı kozmopolit bir şehir olan eski İstanbul, kıyısıyla köşesiyle, bozulmamış, dokunulmamış doğal güzellikleri ile eğlenceli ve kültürel yönleriyle ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Okuyun, çünkü ben okurken bir film şeridi gibi hem yazarın dönemine giderek sokak sokak gözümde canlandırdım, hem kendi dönemime gidip anılarımı yaşadım, hem de şimdi bulunduğum döneme gelip karşılaştırdım ve olumsuz anlamda canım İstanbul'u ne kadar değiştirdiğimizi üzülerek izledim bu film şeridinde. Yazarın anlatımını o kadar çok beğendim ki bir su gibi aktı geçti, İstanbul'un o tadına doyulmaz lezzetli memba sularını anlattığı gibi içtikçe içesi geliyordu insanın. O günümüzün betondan görülmeyen bağlık bostanlık tepelerinde gezdim dolaştım, lodosu da, poyrazı da, hafif hafif esen meltemini de hissettim yüzümde. Toplam 85 tane bölümden oluşuyor ve ben sadece Pendik ve Kartal'ın anlatıldığı bölümler dışında hepsini köşe bucak yaşadım. En kısa zamanda da Pendik ve Kartal'ı da gezerek bu eksikliğimi tamamlayacağım. Keyifli okumalar dilerim.