Başını öne eğdi ve sustu Osman Bahadır. Kimseye demeyecekti. Lakin bu ne işti, bu gidiş nasıl bir gidişti? Kendi dahi kendinden haberdar değildi bu Ahmed’in. Söylediğinden utandı Osman Bahadır, söyleyebildiğinden utandı. Ve sükûtuna bir sükût daha kattı, eğdi başını.
“Anlaşılıp anlaşılmayacağımı düşünmeden anlatmayı seçtim ben. Aslında bu bir tercih değildi. Mecburdum buna. Ama şunu anladım ki insan anlattığı kadar değil, anlaşıldığı kadardı. Zira anlatmak seni anlayan biri olduğunda anlamlı oluyordu.”