Aslında kitabın yazarını tanımadığımı anlamama vesile oldu bu kitabı okumak, evet sadece televizyon programlarından kendisini bilirdim. Nasıl bilirdim? komik bilirdim, ama sadece o kadar değilmiş...
Yazarı bir kenara koyacak olursak, ki ne mümkün! Kitabin bir bölümünü; bizzat kendisinin başından geçen (ve tabii ki eğlenceli) olaylar oluşturduğu için pek mümkün değil; ama onu da sizler okuyunuz görünüz, gülünüz efenim.
Bu kitabı okuyunuz bol bol gülünüz efenim.
Hem eğlenceli vakit geçirmemizi; hem o asırlık klişede de belirtildiği gibi gülerken aynı zamanda düşünmenizi sağlayan gayet kaliteli bir kitap.
Hanım kızımızın vakti zamanında yazdığı makaleleri okurken geçmişe gidiyor insan: "Sahi bunlar da yaşanmıştı değil mi?" diye soruyor kimi zaman.
Kendince haklı sebepler ile yönetime talip olduğu bir çok bölümde, hafiften bir akıl da çelmiyor değil.
O ütopik Gülse Birsel komutasındaki ülkede yaşamak nasıl olurdu diye düşünmek kitabın yanında promosyon...
Siyasette zafer ile yenilginin birbirine çok da uzak olmadığını hatırlatan Latince "Arx tarpeia Capitoli proxima" ("Tarpeia Kayası Capitol'e yakakındır") deyimi bu gün de hala kullanılır.
Eski Roma'da, yurda zaferle dönen komutanların onuruna şehrin yedi tepesinden en yükseği olan Capitol Tepesi'nde törenler düzenlenirken, vatan hainleri Tarpeia kayalığından aşağı atılırdı. (ed.n.)
Yağmurda iliklerime kadar ıslanmayı özlemişim, ruhum ferahladı.
Camdan asık suratla dışarı bakarken beni görüp, sırıtarak el sallayan dedeye de teşekkürü bir borç bilirim...
İşte bunlar hep corona...