Bugün, her ihtiyacın hemen karşılanması gereken tüketimci yaşam tarzı her yerde hüküm sürmektedir. Bir şeyin yavaş yavaş olgunlaşmasını bekleyecek sabrımız yok. Önemli olan kısa vadeli etki, hızlı başarı. Eylemler tepkilere indirgeniyor. Deneyimler yaşanmışlıklara indirgeniyor. Duygular heyecanlara ya da duygulanımlara indirgeniyor. Yalnızca tefekkür eden dikkatin ulaşabildiği gerçekliğe erişimimiz yoktur.
Deneyim, yetenek ve alımlamaya dayanır. Aracı ise dinlemektir. Ancak, mevcut enformasyon ve iletişim gürültüsü “dinleyenler toplumuna” son vermektedir. Kimse dinlemiyor. Herkes kendini üretiyor.
Etkinlik ve eylem hakikate karşı kördür. Şeylerin yalnızca yüzeyine dokunurlar. Harekete geçmeye kararlı, arayan eller hakikatin anahtarını bulamaz. Aksine, anahtar uyuklayan ellere düşer.
İnsanın çocukken bile ateşin karşısında istemeden benimsediği duruş, onun tefekküre yönelik kadim eğilimini gösterir. Düşünceli eylemsizlik, düşünürü her zaman somut bir hedef peşinde koşan izleyici ya da gözlemciden ayırır. Öte yandan düşünürün niyeti bulunmaz, gözünün önünde bir hedef yoktur.