“Boş zaman” hem hayatın yoğunluğundan hem de tefekkürden yoksundur. Can sıkıntısından kaçınmak için öldürdüğümüz bir zamandır. Özgür, canlı bir zaman değil, ölü bir zamandır.
Hayatı yalnızca iş ve performans açısından algıladığımız için, eylemsizliği mümkün olduğunca çabuk giderilmesi gereken bir eksiklik olarak görüyoruz. İnsan varlığı tamamen etkinlik tarafından emilir. Bu da onu sömürülebilir hâle getirir.
“Gönül ne zaman, ne mekân, ne de mesafe tanır Ahmedim” dedi Yusuf Hamedâni. “Bedene uzak vardır lakin gönle uzak yoktur. Senin vazifen uzakları yakın etmektir.”
bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i îmânî alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Âdeta ğayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabûl etmek derecesinde zor oluyor, yabânî düşer.
Zaman bazen ölümle hesap ediliyordu. Sevdikleri öldükçe anlıyordu insan zamanın geçip gittiğini yoksa dünya aynı dünyaydı. Her şey olduğu yerde, herkes olduğu kişi idi aslında. Yalnızca ölümün var olduğu bir dünyada anlam kazanıyordu yaşamak.