Diğerleri ise sofu bir sahtekârın eğlenmek ya da geçimini temin etmek üzere uydurduğu sözüm ona sihirli güce sahip birtakım imge ve hikmetinden sual olmayacak gizemli formüller marifetiyle Tanrı'nın inayetine nail olacaklarını zannederler; bahse konu meşum ve dahi uyduruk ritüellerden zenginlik, şeref, aşkın ve nimetlerin sunduğu zevkler, her dem sağlık ve gençlikle kaygıdan ırak sürüp giden tatlı bir hayat ve cennette İsa’nın hemen dizinin dibinde mükellef bir yer bulmayı umarlar.
Fakat her duyu ya da zihin yanılmasını çılgınlık olarak tanımlamanın doğru olup olmadığının da hâlâ tam olarak bilinmediğini vurgulamak isterim. Miyop birinin bir katırı merkep sanması ya da zevksizlik abidesi bir şiirin birileri tarafından sanat yapıtı olarak değerlendirilmesi çılgınlıktan bahsedilmesini gerektirmez. Eğer duyular ve hislerle birlikte akli algılamalar da aldanırsa, üstelik aşırı ve kalıcı ise bu durum, yani merkep anırdıkça kendini huzur veren bir konserde sanırsa ya da ne idüğü belirsiz, ipsiz sapsız bir züğürt kendini Croesus yerine koyarsa, işte ancak o vakit insanın çıldırmak üzere olduğundan söz edilebilir.
Kim doğanın uyarıcı sesine kulak verip de hiçbir bilime bulaşmamış ise aranızda en bahtiyar olan odur Zira doğanın ne hatası ne de kusuru vardır; yeter ki insanoğlu mutlak kudretin takdiriyle çekilmiş sınırları zorlamaya kalkmasın. Doğa gösterişin her türünden nefret eder; onun tebaasından olup da sanata bulaşmadığı için bozulmamış her canlı çok daha sağlıklı serpilir.
“İşler olup bittikten sonra budalanın da aklı başına gelin” Çünkü hayatı boyunca yol kesip insanı ilmin anahtarım edinmekten alıkoyan iki şey vardır: Kara duman bulutuyla gözlerine mil çeken utanç ve her tehlikenin, böylelikle her türlü hazza ulaştıracak cesur eylemin önünü de kesen korkudur başına bela.