Ekin

Ekin
@Yesil_kus639
Yerini yadırgayan
Stj Dt
Lisans
15 Eylül 2003
87 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
@Yesil_kus639·
·
sabitlendi
"Şimdi herkes için yaşamayı sorgulamak vaktidir diye düşünüyorum. Elinden geldiğince bir şeylere değer biçen, ondan sonra biçtiği değerlerle kendisine bir yol seçen, insanların arasında aslında sürkeli olarak nasıl yaşadığını, neyin peşinden gittiğini, sürüklendiği şeylerin mahiyetini insanın tartması lazım diye düşünüyorum. Sürekli bir suçlu aramak yani bana göre bu biraz kaçmaktır. Evet, kaçış da bir kaderdir ama yaşadıklarının ve yaşayamadığının suçlusunu sürekli olarak aramak, aramak çabası değildir. İnsan arayan bir varlıktır, ayrıyeten bulduğunda da gerçekten aradığına erişen bir varlıktır, insan istediğine ulaşan bir varlıktır. Başına gelen her şeyin istediğinin bir sonucu olduğunu bilmeli insan"
Reklam
Vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! Yaşayabileceğim süre de, benden önce var olan, benden sonra da devam edecek olan, sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! Buna rağmen. bu bedenin içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor...
insan her an verebildiği kararlarla insan oluşunu üstlenir veya reddeder. Hayra veya şerre rücû eder. Duası hayra veya şerredir. Karşı karşıya kaldığı sonuç bir katlanmayı gerektirir. İşte insanın hayvana nisbet edilemeyen temel vasfı buradan doğar. Bir nesne, bir özne değil; bir ortam. Nasıl bir ortam? Yok kavramının içinde yer bulduğu bir ortam. Değişebilirliği en uç noktalara ulaşabildiği halde, değiştirmenin en etkili yollarını bünyesinde barındıran bir ortam. Var kavramının kendi başına anlam kazanabildiği yegâne ortam. Varlığın görünenin ötesinde bilinip bulunabildiği bir ortam. Kısacası, yaratılmışlar içinde yaratılışın anbean farkedilebildiği oluş ortamı. Kazanmanın ve kaybetmenin birer değer katına yükseldiği ve fakat kimin kazandığı ve kimin kaybettiği belli olmadığı için sürekli canlı kalmanın mümkün olduğu bir ortam.
Kâinat bizim insanlar olarak sayısını bilemeyeceğimiz cazibelerle çekip çevriliyor. Her cazibe bir bağ kuruyor. Her varlık bu bağdan besleniyor. Bitkiler ve hayvanlar zaman ve mekân bağlarıyla kayıtlı. Yaratılmış olan her varlığın Yaratan'la bir ahdi var. İnsanın dışında kalan yaratıklar ister istemez bu ahde sadakat gösteriyor. Yalnızca insandır ki yaratıldığını unutabiliyor, inkâr edebiliyor. Unutan veya inkâr eden insan varlıkların zaman ve mekân kayıtlarını aşmaktan çekinmez, sakınmaz. Yerde ve gökte bulunan yaratıkların hayat hakkına beni, benliği, bencilliği adına sahip olmak ister. Haddi aşmayanlar, varlıkların beslendikleri bağı koruyanlar, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevenlerdir. Eğer iki yaratık arasında bu dolayımdan geçen bir ilişki yoksa biri diğerini yıkarak ayakta kalmaya çalışır. Allah için sevmek karşılaşılan yaratığın kâinatta bir yeri olduğunu ve bu yerin yaratılış bağıyla korunduğu-nu bilmektir. Yaratılış bağını koruyanlar önce ele geçir-meyi değil, kendisiyle neyin paylaşılacağını düşünür. Bu yüzden de karşılaştığı insanın gözlerinin rengine değil, ilgilerine ve gidiş yönüne dikkat eder. Allah için sevmek kâinatı çekip çeviren bağlara karşı duyarlı olmaktır. Böyle olmasaydı "Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun." (es-Saf, 14), "Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin." (el-Müzzemmil, 20) emrolunmazdı. Bir insan diğer bir insana "Seni Allah için seviyorum." derse, sevgimle yaratılışıma katılıyorum; seni ve sende olanı tüketip yutmaya gelmedim, sana bağlanışımın canlılara can veren bağlanışa ilâve olmasını gözetiyorum demiş olur. Kısacası, Allah için sevmek bağları pekiştirmek, çözülüşe, çürüyüşe, yıkılışa karşı durmak demektir. Karşılaşmak da bu işe yarar ancak. Sevgiyi korumak sevileni korumakla olur; sevileni bitiren sevgiyi de bitirmiş

Ekin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·111 syf.·
4 günde okudu
·
2025 16. kitabı
Sadık Hidayet
7/10 · 36,6bin okunma
Reklam