Ekin

Ekin
@Yesil_kus639
Yerini yadırgayan
Stj Dt
Lisans
15 Eylül 2003
87 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·401 syf.··
2025 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2025 21:51
Şule Gürbüz'ün okuduğum ilk kitabı olan Kıyamet Emeklisi bana yeni deneyimlediğim bir hisle etki etti. Aziz'in karakter yolculuğunda kat ettiği mesafeyi adım adım okurlarına sunan Şule Gürbüz'ü anlatıcı rolünde, kendimizi okurdan ziyade dinleyici olarak bulduk.Tertemiz Türkçesi, duru anlatımı ve sorgulayıcı bakış açısı okurlara yazı şöleni yaşatır. Sapkın bir meşreb olan Melami tarikatı babası Hilmi Bey'in Aziz'e, elindeki hamura şekil verir gibi karakter biçmesi ve bu eğitimin Aziz'in iç dünyasına yansıması mükemmel şekilde işlenmiş olup okuru derin düşüncelerle başbaşa bırakmıştır. İnsanı tanımlayan, karanlık tarafını gün yüzüne seren vurucu cümlelerle etrafımızdaki insanlara bir daha bakmamıza olanak sağlamıştır. İlim, doğası gereği sabit kalamaz, hareket halindedir. Alimler, filozoflar, arifler sahip oldukları bilgiyi maharetli bir talebeye aktararak yaşatmayı ve o bilgi içinde yaşamayı amaçlar. Hilmi Baba, yılların tecrübesi ile öğrendiği insan okuma ilmini Aziz'i yetiştirmekle uygulamaya döker. Aziz'in duygusal, gururlu ve becerikli yapısı öğrenmesini kolaylaştırır. Sayfalar dolaştıkça Aziz'in öğrenme sürecine Nazif Hoca, Kemaleddin Efendi ve Albay katılır. Ayrıca susma orucu tutan babası ve ona tabi olan annesine öfkeli olsa da onların bu hâline karşı Aziz insanları hiç konuşmadan, ifadelerine dikkat ederek hâl dilini çözme becerisi edinir. Gelişim çağında ailesini terketmesi Aziz'de bağlılık duygusunu köreltir ve benlikler arası çatışmaya yol açar, nereye gideceğine, nerede kalacağına karar vermekte zorluk çeker. İnsanların onu çektiği yöne kendini bırakır. Benliklerinin en güçlüsü "Kemal" ile sürekli diyalog halinde yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışır. İç dünyasına kendini öyle kaptırmıştır ki dışarıda olup bitenler ona eğlence gibi gelir. Dilediği
Kıyamet Emeklisi - 1. CiltŞule Gürbüz · İletişim Yayınları · 20221,017 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·308 syf.··
2025 5. kitabı
Her kitap her insanla aynı konuyu konuşmaz. Kelimeler bir olsa da manalar değişir ve sahibini bulur. Benim Akif'in hayatında kendi adıma ders çıkardığım en önemli özelliği onun hangi iş ile meşgul olursa olsun en iyisini ortaya koymak adına gösterdiği gayretiydi.Hukuk düşünmesine rağmen baytarlığı seçmiş ve alanını birincilikle bitirmiş. Şiir ve manzumlarını alelade yazmamış, onları emeğiyle harmanlamış, lisan öğrenmeye merakı onu okul ve medrese dışında bir de Farsça öğrenmeye itmiş, Fransızca ve arapçasını en iyi hale getirmek için zor metinler üzerine çalışmış ve başarıyı yalnız Allah'tan görmüştür. Akif'in izini sürdüğüm bu kitapta Allah'a adanmış bir ömrün bereketi, asaleti ve tevazusu bir kişilikte nasıl birleşir onu göreceksiniz. Düşman ordusu Anadolu'yu baştan başa kuşatmış, millet yeis içinde kıvranırken vatan toprağını korumanın imanını muhafaza etmek kadar değerli olduğunu cami cami gezerek, gazetelerde yazılar yayımlayarak, hutbelerde konuşmalar yaparak, karşılaşılan zulmü en veciz haliyle ifade ederek halkın uyanmasına öncülük eden kahraman şairin Ebu Zer Gıfari hazretleri gibi garip yaşayıp garip ölen hazin ve izzet dolu hayatı tarihi belgeler, ropörtajlar ve anılardan derlenerek hazırlanmıştır. Âkif, ömrünün son demlerini yalnız ve yoksul gurbette geçirmesine karşın şikayetçi olmamış, İstiklal marşı şairinin hakkı olan orta hâlli bir refah ona çok görülmesine, ardında hafiyeler gezdirilmesine ve uzak memleketlere göçe zorlanmasına rağmen ülkesi adına kötü söz söylenmesine izin vermemiş, İslam'ın tek kurtuluş yolu olduğuna dair kararlı ve dik duruşlu inancında taviz vermemiş müstesna karakterde biridir. Akif yalnız müminlere has ferasete sahiptir. Ezanın Türkçe okunduğu bir dönemde ondan ısrarla meal yazması istenmiştir, o yedi yılı aşkın sürede emek
Bizim AkifYusuf Tosun · Çıra Yayınları · 201817 okunma
Puan vermedi·43 syf.··
2024 19. kitabı
-Spoiler- Sıradan bir aşk öyküsü bekliyordum sahi yine öyle oldu da sonu beni çok şaşırttı. Adam sevdiği kadın için her şeyi yapmaya hazırken kadın olmadığını öğreniyor. Netflix filmini çekmiş midir acaba, Balzac tâ 1800'lerden onlara malzeme hazırlamış. Aslında erkeğin kadın olması, kadın olmak istemesinden değil Roma tiyatrolarında kadınların oynatılmasının yasak olmasındanmış. Zaten Zambinella(sevilen kişi) dine inanıyor ve lanetlendiğini kabul ediyor, Sarrasine ile yalnızca dost olmak istediğini söylüyor. Bu da ayrı bi çelişki. Kadın cinsi tiksinç göründüğü için tiyatroya alınmıyor ama kadın kılıklı erkekler lanetlenilmesine rağmen alınıyor. Velhasıl zavallı Sarrasine Cabbar imkansız aşkıyla yanıp bitiyor, yaptığı Zambinella heykeli sayesinde de başkalarını zengin ediyor. Gelelim Balzac'ın kalemini övmeye. Çok güçlü betimlemeleri var. Ayrıntı verirken dıdısına kadar iniyor. Kişilik tahlillerinde, karakterleri olay örgüsüne yerleştirme ve okura yansıtmada çok başarılı. Kıpkısacık hikaye olmasaydı keşke olaylar akıp gitseydi ne güzel okunurdu.
SarrasineHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20231,755 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2022 44. kitabı
Notlarım arasında dolanırken Martin Eden hakkında yazdıklarıma denk geldim. Neden Martin'in Ruth'a kendini kaybedercesine tutkuyla bağlandığını merak etmişim ve kendimce yanıtlamaya çalışıyorum. Martin uğruna mücadele vereceği neyi olduğunu bilmiyordu ve Ruth ile tanıştı. Bildiği her şeyi unuttu. Konuşmayı yeni öğrenmiş çocuklar gibi her gün yeni bir sözcükle ona olan tutkusunu ifade etmeye çalıştı. Kuşkusuz böyle bir ifade gücüne ulaşmasının imkansız olduğunu biliyordu ama ya mücadelenin beraberinde getirdiği hoş koku? Mest oluyordu, uyumakla kaybettiği zamandan tiksiniyor; kitaplarla, yazmakla iç içe oldukça Ruth'a olan sevgisini besliyordu.Aşkın büyüklüğü, öykü yazma azmine ivme kazandırıyordu. Oldey'in düşündüğünün aksine çabası meslek sahibi olmak değil; Ruth'un onu itham ettiği gibi bilgiyi kültür için, yazmak için de öğrenmiyordu. Tek amacı gariptir ki Aşk'a yönelik. Ruth'a tutkusu ruhunda başkalık yaratıyor, öyle bir başkalık ki herkesi ve her şeyi en başta kendisini ona itaate zorluyordu. Ve o buna zorlandığı için değil inandığı için itaat ediyordu. Ruth, bu dünyanın arsız zincirlerini ona kırdıracak biricik insandı. Şiir, öykü, kitaplar... Ruth'un inanılmaz evreninde yer edinmek için gerekli bilgi yığınlarıydı. Sonra Ruth hâyale dönüştü, tastamam yıkıldı. Martin, ruhundan anlamayana teslim olmanın cezasını canıyla, denizin derinliğine kaybolmakla ödedi. Ne acıdır hâyal kırgınlığı! Ardında bıraktın sandıklarının hep seninle olması ne acıdır! Ruth'u duyumsayarak açan çiçeklerin Ruth'suz kalınca solması ve toprağa karışması ne acıdır! Ruth reel dünyanın normali ve Martin'ler kendini reelden soyutlamak isteyenlerin liman arayış çığlığı. Geminin kitaplarda olmadığı bilgisine ulaşınca sönen yıldızların boşluktaki sesi. Martin olsaydım yüzleşirdim. Her itiraf
Martin EdenJack London · İndigo Kitap · 2018135,1bin okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2024 17. kitabı
Ölüm, dağları çökertir. Ölümdür alır götürür kalbe yüklediğin her hatırayı. Ellerinde kurguladığın kumdan hayaller ölüm rüzgarıyla toza bulanır. Nerede yaslandığın çocukluğun, nerede sürekli yanında olacak sandığın anne-babalar? Zorluğu ve sevinci onlarla tanıdın. Sen, sen olalı beri yaralarını sardılar, fark etmedin; baş ucunda uyudular. Agladığında, canın yandığında merhamet merhemiyle ruhunu sarmaladılar. Boğuk bir ses oldu onlarsız her saniyen; eksik, sancılı, sevimsiz. Sürekli koruyup kolladılar ve sen zamanın geçmezliğine aldandın. Kırdın, üzdün, uzak kaldın. Bir nefes kadar kısa ömrün vardı ve onlarla geçireceğin o nefesin çeyreği kadar zamana hürmet duymadın. "Alaca bir at koşuyor içinde" , ölümler götürüyor sevdiklerini de.Seneler geçiyor alın çizgileri arasından. Sanki sen ve ailen ölümlü dünyadan berisiniz, sanki kapınızı çalan bir melek hiç olmayacak, sanki o ellerinin kokusuna hasret kalacağınız bayramlar hiç gelmeyecek. Keşke gelmese diyor yüreğim. Şu tesiri bitimsiz ayrılığın kurşunî yükü delmese duyguların kimyasını, sebep olmasa günlerin yıllara denkliğine. Çoğu sayfayı gözümden yaş eksilmeden okudum. Gece hüzün verdiğinden midir, hassas algılarımdan mıdır, anne-babamı delice özlediğimden midir bilinmez yoğun duyguların etkisi altında kitabı ancak tamamlayabildim. Yazarın berrak üslubu melankolik hâlimi uyandırdı. Sevmek, özlemenin öbür adı oldu. Aynı hissin farklı tezahürüyle canlandılar, birbirlerine katıştılar. Benimle küsüp bende barıştılar. Karakterlerin peşi sıra koştum, her birinin kederinde bir yaşantı buldum. Her defasında ölümle sırlandı ömürler, yazarın dediği gibi "kuşlar yasına gider" ve bir daha dönmezler.
İnsan ve Duygular
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma