3 Nisan 1862: Victor Hugo'nun dönemin Paris'ini ayrintili bol bol ayrıntılı anlattığı Sefiller kitabının ilk baskısı yayınlandı. Ilk sosyal roman olan Sefiller, ekmek çaldığı için kürek mahkumiyeti cezasi alan Jan Valjean'ın 19 yılın sonunda cezasını çekerken kaçması ve yolunun psikoposla kesişmesi sonucu sonsuza kadar değişen hayatini cok ince ayrintilarla anlattığı roman. Yer yer benim icin akiciliginda sikinti olsa da gerçekten tam bir klasik. Jan Valjean'ın bitmek bilmeyen iyilik mücadelesi, etrafındaki insanlarin hayatina dokunuşu o kadar güzel anlatılmış ki. Gel gör ki aşağılamaya, damgalamaya alışmış bir toplumda surekli saklanmak gizlenmek zorunda kalır Jan Valjean. Sürekli başa dönme korkusu onu vicdaniyla gerçekler arasinda bırakır. Bir etiketi ömür boyu üzerinden atmamış kendini iyi bir insan vicdanli bir birey olarak hiç bir zaman görmemiş, yaptigi iyiliklerle topluma borcunu ödediğini hic düşünmeyip aksine hala o toplumda hala kendine bir yer bulamamış bir Sefil.
Kitapta beni en çok etkileyen kisim ise, tüm kitap boyunca Jan Valjean'ın ensesinde olan Javert adli polisin bizzat Jan Valjean tarafindan caninin bagislanmasi, ilerleyen kisimlarda ise Javert'in Jan Valjean'ı tutuklayacakken serbets birakmasi, ardindan yaşadığı ikilem. Vicdani ve kanunlar arasinda kalmasi, iç hesaplaşması oldu.. Baska türlü bir yaşantınin mümkün olduğunu görüp bunu kaldiramaz. Intihar eder.
Damadi olan Marius'a gercekleri açıklayınca tek varlığı Cosette'i kaybeder. Gerçekleri tam bir iblis olan Thenardierden öğrenen Marius Jan Valjean'ın yanına gider Cosette ile. Çok geçtir. Ölmek üzeredir Jan Valjean. İyi bir insan olarak ama hak etmediği bir sefillik icinde hayata gözlerini yumar. Allam ne çok acı var.