Varlığın kendini kapattığı ve aklımızın, ruhumuzun, kalbimizin, gönlümüzün ve muhayyilemizin karardığı bir ortamda insanın nuru, aydınlığı, huzuru ve mutluluğu bulması mümkün değil.
İnsan tüketmek için yaşamaz, yaşamak için tüketir. Ürettiği de tükettiği de belli ve sınırlı bir amaca sahiptir. Tüketmenin kendisi bir amaç değildir. İhtiyaçları kadar üreten ve tüketen bir sosyoekonomik düzen insanın tabiatına, özüne ve ruhuna daha uygundur. Arzularını sınırlayabilen, asli ihtiyaçlarını tespit edebilen, sınırlı ve sonlu olana değil, sonsuz ve ebedi olana yönelen insan için huzura, imtinana ve mutluluğa daha yakın bir yerde durur.
Uzun vadede küresel politikalar hegemonyacı gücün tek bir devletin elinde toplanmasına giderek daha az uygun olmaktadır. Bu yüzden Amerika yalnızca ilk ve de tek gerçek küresel süpergüç değil, muhtemelen sonuncu süpergüçtür.