Çekiçli feylesof

Çekiçli feylesof
@Yezdanov
İnanıyorum. Çünkü akla aykırı... Tanri beni yaratmakla ne kastetmis olabilir... Kierkegaard Kendinle nasıl barışık yaşıyorsun Lucius..
MEB/Öğretmen
Lisans
Cosmos
Diyarbakır
711 okur puanı
Mayıs 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Avustralya'ya gidelim. Geniş düzlükler, sıcak iklim, bitki örtüsü cılız ve alabildiğince çöl. Bakir topraklar . İnsanlar gelmeden önce. Daha doğrusu 'mutantlar' gelmeden önce. Morgan sağlık çalışandır . Ve günün birinde Aborjinler tarafından davet edilir. Davete icabet gösterip Avustralya'ya gider. Morgan'ın serüvenini anlatır eser. Pek tabi bu serüven aynı zamanda mistik bir yolculuktur da. Önceki hayatını geride bırakan yazar belli bir dönem boyunca yaşamını değiştirmiştir. Bu değişimle birlikte doğaya uyum sağlamış ve davet eden kabile geleneklerini de tanıma fırsatı bulmuştur. Sözkonusu gelenekler ilkel insan gelenekleri aslında. İlkel derken de işe yaramaz vasat anlamında dile getirmek abesle iştigal olur. İlkel derken kastetmeye çalıştığım daha çok el değmemiş olandır. Daha saf daha temiz ve daha etkili ve belki de şu an ihtiyacımız olan yegane şey. Eserde anlatılan hikaye aslında bir felsefe paradigmasıdır. Sadelik ve doğayla iç içe yaşamanın vereceği haz üzerine duyulmuştur. Günümüz dünyasının insanı kendisine yabancı kıldığı dile getirilmiştir. Hal böyle olunca insanın kendine yönelnesini de bir bakıma doğaya dönmesine bağlamıştır sevgili yazarımız. Yazarımıza göre daha doğrusu kabile anlayışına göre kendilerinden olmayan 'medeni dünya insanı' 'mutant' olarak adlandırılmıştır. Mutantlar doğadan kopmuş, manevi değerlerini yitirmiş insanlar olarak resmedilmiştir. Biz mutantlar sürekli doğayı sömürme ve değiştirme faaliyeti sürdürmekteyiz. Bu yüzden sınırsız bir tüketim toplumu haline gelmişiz. İhtiyacımız olmayan şeyleri dahi alıyor ve bu yüzden doğa yıpranıyor. Aborjinlerde özel mülk yoktur. Doğa insanın ihtiyaçlarını karşılayan eczanedir aynı zamanda. Onlara göre doğa her insanın malıdır ve doğa kendiliğinden tüm ihtiyaçları karşılayabilmektedir.
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Klan Yayınları · 201927,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
2026 8. kitabı
Rollo May ... Amerikalı bir psikolog. Aynı zamanda varoluşçu. Ve tabi ki de hümanist. Tuhaftır ki bu varoluşçuların çoğu sanki aynı zamanda hümanist . Adam bu özelliklerden yola çıkarak kendince bir hayat felsefesi ortaya çıkarmıştır. Bu hayat felsefesinde Freud ve Otto Rank gibi isimlerden de baya etkilenmiştir. Şimdi dilimize de çevrilmiş olan Yaratma Cesareti adlı eserine bir dokunalım. May bu eserinde yaratıcılığı işlemiştir . Pek tabi bu yaratıcılık kavramını varoluşçuluk paradigmasıyla iyice harmanlamıştır. May'a göre yaratıcılık sadece sanatla edebiyatla kıyaslanamaz. Ina göre yaratıcılık hayatın her alanındaki olumlu faaliyetlerdir diyebiliriz. Bu uğurda en büyük yaratıcılık kişinin benliğini bilinçli şekilde inşa etmesidir. Kişi ilk elden kendini yaratmalı ve hayatı bu yönde sürekli idame etmelidir . Bu eserde cesaret kavramını sıkça kullanmıştır. Ya zaten kişi cesaretsiz ise yaratımda da bulunamaz ve konfor alanı içinde sıkışıp kalır. Kısaca bilinçsiz bir metabolizma gibi yaşamaya başlar . Ona göre cesaret kişiyi fiiliyata sürüklemeli. Demin de dile getirdiğimiz gibi konfor alanı yaratıcılığı köreltir . Konfor alanından çıkmak ise kaygıya neden olur . Malum beynimiz yeni şeyleri genel olarak şüpheli ya da düşman olarak algılar . O yüzden May tüm bu kaygılara rağmen cesaret gösterilmesi gerektiğini savunur . Ancak bu şekilde konfor alanından uzaklaşma olacağını dile getirir ve akabinde yaratma meydana gelir der. Genel olarak böyle dile getirmesine rağmen varoluşçu perspektiften yaklaştığı için bazen kaygının olumlu şeylere neden olduğunu da dile getirir . Buradaki esas orijin kişinin kaygıya nasıl yaklaştığıdır. Kişi eğer kaygıya sıçrama tahtası şeklinde yaklaşacak olursa bu kaygı yaratmaya da neden olur. Ama kaygı konfor alanını besliyorsa o
Yaratma CesaretiRollo May · Metis Yayınları · 20223,195 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 6. kitabı
Günümüz dünyasının belki de en etkili yazar/düşünürlerinden biri şüphesiz Chomsky'dir. Chomsky dil bilim alanında yaptığı çalışmalarına ek olarak geniş yelpazede bir özgürlükçü ve politik bir düşünürdür. Ele aldığı politik incelemelerde gerçekten de taktire şayan bir cesaret göstermiştir diye düşünüyorum. Bilgi ve özgürlük sınırları adlı bu eserinde de çizgisini korumuştur. Metin felsefi, politik, dil bilim ve bilgi kavramının oluşumunu muhteva eder. İlk bölüm açıkçası pek anlaşılacak bir bölüm değil. Uzmanlık isteyen bir metin olmuş. Dolayısıyla okumakta zorluk çekilebilir. Fakat sonraki sayfalar genel okuyucu kitlesi için anlaşılır düzeydedir . Chomsky bu eserinde bilgiyi ele alır . Bilginin kaynağı nasıl oluştuğu konusuna değişmiştir. İnsan zihninin yapısı üzerine de pasajlar içeren eser zihinden kaynaklı özgürlük sorunlarını ve özgürlük kavramını da içermektedir. İnsan doğasını rasyonalist yani akılcı bir zemin yerine daha çok bilişsel ve felsefi zemine çekmiştir. Pek tabi bunu yaparken de dilbilimden oldukça yararlanmıştır . Chomsky'e göre insanın düşüncesi ya da bilgisi tamamen deneyime dayanmaz. İnsan dünyaya belli bilgiler ya da edimleri bilerek dünyaya gelir . Dil kavramı da bu şekilde ele alınmıştır. Kısacası bir insana dili ya da dilbilimi öğretemezseniz bile insan dünyaya belli bir dil birikimi ile gelir. Tabula rasa kavramına karşı çıkar. İnsan doğuştan belli başlı bilgilere sahiptir der . Refleksler bunun en nihai kanıtı olsa gerek sanırım. Belli kavramları şekillendirme anlayışı vardır yazarda. Mesela özgürlük kavramı ona göre insanın istediğini yapabilme yetisi değildir . Aksine belli kurallara tabi olmaktır. Yani bir insan başkalarını rahatsız etmeden istediğini yapabiliyorsa bu durum onun özgürlüğünü ortaya çıkarır . Dil ise özgürlüğü
Bilgi ve Özgürlük SorunlarıNoam Chomsky · Bgst Yayınları · 201332 okunma
Karışık spiritüalizm'e
Puan vermedi·752 syf.··
2026 5. kitabı
Efendim ele aldığımız bu incelemeye konu olan kitap Spinoza beyin Ethicası. Okunması anlaşılması çok basit bir kitap demek isterdim şüphesiz fakat öyle değilmiş :) Sonuç itibariyle ben ne okudum ne anladım ne anlatabilirim demekle geçiyor. Adamımız zamanında ateist olmakla itham edilmiştir . Söylemleri çok çelişik göründüğünden bağlı olduğu cemaatten dışlanmıştır. Bana göre kendisi muhteşem bir Tanrı inancına sahiptir. Yöntemleri ve dile getirdiklerini kastetmeden sadece Tanrı ya olan hissiyatlarından dolayı bunu dile getirmek istiyorum . Yaşamının büyük bölümünde hep Tanrı ile hemhal olmuştur. Söylemlerinin ya da düşüncelerinin çok açık olmamasını Descartese bağlıyorum. Adamımız bir anda kendisini Descartesle ilişkilendirmiş gibi. E sizler de taktir edersiniz ki yaşamış oldukları döneme kadar rastonalizm daha yeni yeni canlanıyordu. Hal böyle iken Tanrı fikrinin rasyonalizmle açıklanmaya çalışılması elbette ki güç olacaktır . Spinoza abimizin de yaptığı tam olarak budur. Aniden inancını kendisine uygun şekilde rasyonalizmle süslemiştir. E tabi kendisini okuyanlar ula bu ne diyor demekten kendilerini alamamışlar. Dolayısıyla zamanında anlaşılmadığı için kitapları yasaklı kitaplar rafında yer almış oluyor . Ethica Spinoza bu eseri esas itibariyle Tanrı düşüncesini aktarmak için yazmıştır diyebiliriz. Doğanın insanın ve Tanrı özünün birbirleriyle ilişkisi sistematik olarak ele alınmaktadır. Bu Tanrı anlayışı daha önceki Tanrı anlayışlarına darbe niteliğindedir . Spinoza bu Tanrı kavramını bildiğimiz geometri bilimin referansları ile açıklamak niyetindedir . Zaten kanıtlama ihtiyacının ne derece ele alındığı kitapta çok bariz gözümüze ilişmektedir. Her fikre yönelik bir önerme ve bu önermeleri kanıtlayacak referansları başka önermelerde. İnanın önermeler
EthicaBaruch Spinoza · Alfa Yayınları · 20232,181 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 4. kitabı
La... bir tasavvuf hikayesi . Bizim hikayemiz. Annemiz ve babamız. Yazarımız bu eserde Adem ve Havva'nın hikayesini oldukça sade bir dil ve lirik bir şekilde dile getirmiştir. Şiirsel bir anlatım söz konusudur. La ifadesi 'yok'anlamındadır. Allah evreni yarattıktan sonra cenneti ve Adem'i yaratmıştır . Cennette günlerini geçiren Adem bir şeylerin eksik olduğunu hisseder. İçi içine sığmaz cennet ona vasat gelmeye başlamıştır . İnsan ya ille de anlam arayışı içinde olacak tabi. Bu nedenlerden dolayı Allah kendisine eş ve arkadaş olsun diye Havva'yı yaratır. Bu durum karşısında Adem oldukça memnun olmuştur . Adem'in isteği yerine geldiği gibi iblisin de isteği bu doğrultudadır . İblis , Havva'nın yaratılmasıyla Adem'e nasıl yaklaşacağı ve nasıl kandıracağı konusunda düşünceleri şekillenir. Dünyada artık bir kadın vardır. Ve erkeğin en hassas noktası. Welhasıl kelam gelişmeler belli az çok. Havva'nın isteği üzerine Adem yasak meyveden yer. Bu edim karşısında iblis emeline ulaşır, Adem ve Havva kandırılmış ve ikisi birden cennetten kovulmuştur. İblis burada başarı elde ettiğini düşünür. Fakat yazarımız ve kendim dahil Adem'in yasak meyveyi yemesinin insanoğlu için zorunluluk olduğunu düşünüyoruz . İnsan denen varlık Adem'in yasak meyveyi yemesiyle meydana gelmiştir ve kendisini gerçekleştirmiş insanoğlu olmuştur. Aksi halde zıtlıkların oluşmaması nedeniyle Adem, melek olma vasfı ile devam edecekti . Pek tabi melek olma vasfı başka insan olmak başka. O yasak meyve elbette yenilmeliydi.Bu diyaklektiğin gereğidir aynı zamanda. Bu bir hikayeye anlam katma serüveni olmuştur. Özgür iradenin ilk çıkış noktası olup sapiensleri ortaya çıkarmıştır. Özgür irade denilince pek tabi davranışların sonuçlarının olması da kaçınılmaz olur. Adem, Adem olmayı seçti , iradesini
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
Reklam