Hayatımız simge. Her şeyi az da olsa söz sahibi olduğumuz belli bir plana göre
yapıyoruz. Güçlüler kendi planlarını yapıp diğer insanlarınkini de kendilerininkine
uyduruyor, zayıfların takip edecekleri yol önceden belirlenmiş. Zayıfların, şanssızların ve
aptalların. Eşekarısı Fabrikası bu planın bir parçası, çünkü hayatın bir parçası; -dahası-
ölümün de. Yaşam gibi karmaşık, bütün her şey var içinde. Sorulara cevap verebiliyor;
çünkü her soru sonunu bekleyen bir başlangıç ve Fabrika da Son demek, yani ölüm.
Kartlarınız, zarlarınız, asalarınız, kitaplarınız, kuşlarınız, sesleriniz ve muskalarınız sizin
olsun; benim Fabrikam var, şimdiyi ve geleceği gösteriyor, geçmişi değil.
Fakat meleğin kazandığı zafer yalnızca şeytanın acı çekme-
sine neden olmaz: Çünkü ona tesadüfen acı çektirmez, acı çek-
mesi gerektiği için acı çektirir. Zaten başka türlü var olamazdı.
Tıpkı bir taraf zafer kazanmadıkça diğer tarafın acı çekemeye-
cek olması gibi. Meleğin iyiliği nasıl bir iyilik ki kötülük barın-
dırması gerekir? Mikail hangi suçu yüzünden şeytanı cezalan-
dınr, ya da hangi suçu işlemesine engel olmak için onu şişler?
Şans verilseydi, belki şeytan da ona aynı şeyi yapardı. Öyleyse
ikisinin arasında ne gibi bir fark var? Bence mızrağı saplayan
ya da mızrağı yiyen diye bir şey yok; sadece saplamak var.
Birisi bir cinayete kurban giderse, bu onun günahıdır. Bunun tam tersi de olabilir:
Kral sadece kötülük yapmayı düşünen zalim bir kral bile olsa,
yine de ülkesinde çiçekler açmaya ve kadınlarla erkekler bir-
birlerine aşık olmaya devam edecektir. Bunlar da onun sevap
larıdır. Sanırım ne tek başına iyilik, ne de tek başına kötülük
diye bir şey vardır. Bunlar birbirlerinin gölgesi olduğundan,
biri olmadan diğeri var olamazdı: İyilik ve kötülük birbirleri-
nin ayrılmaz parçasıdır.
Fakat insanlar toplu halde
yaşar ve hep birlikte gelişim gösterirler; hiçbiri diğerlerinden
ayrılamayacağı gibi, tek başına da ilerleyemez. Bu gerçeklik
üzerine kafa yordukça, işler daha da sarpa sardı.