İnsan hayatı bir tür hata olmalı. Bu insanın tatmini
güç ihtiyaçlardan mürekkep bir varlık olmasından yeteri kadar açık biçimde görülür; ayrıca bu ihtiyaçlar eğer
tatmin edilirlerse, elde edeceği şeyin tümü bir acısızlık
durumudur, ki eriştiğinde yapabileceği tek şey kendisini can sıkıntısının kollarına terk etmektir. Bu kendi ba
şına hayatın bir değeri olmadığının en kesin delilidir,
Eğer insanlığı şöyle kuşbakışı gözlemeye çalışırsak,
her yerde hayat ve varoluş için ardı arkası kesilmeyen
bir savaşı ve güçlü bir mücadeleyi; bu savaşta zihinsel
ve bedensel güçlerden azami derecede istifade edildiğini, bir an olsun bile aman vermeyen her türden tehditkâr tehlikelerle ve belalarla karşılaşıldığını görürüz.
Dolayı
sıyla bu dünyayı terk etmiş olan dostlarımızı üzülerek,
hayıflanarak değil, iç ferahlığıyla hatırlamalıyız ve unutmamalıyız ki onlar bir yolunu bulup bu paylamadan kurtulmuşlardır, yapacağımız tek şey bu azarlamanın arzu
edilen neticeyi uyandırmış olmasını gönülden dilemektir. Aynı bakış açısıyla kendi ölümümüze de, genelde
hep olduğu üzere, korkuyla ve ürpertiyle değil, arzu edilen mutlu bir hadise olarak bakmalı, yolunu gözetlemeliyiz onun.
Söylediğim gibi bir bütün olarak bakıldığında her bir
insan hayatı bir tragedyanın niteliklerini sergiler ve biz
kural olarak hayatın bir dizi düş kırıklığıyla dolu umuttan, boşa çıkmış emellerden, suya düşmüş tasarılardan,
çok geç fark edilmiş yanlışlardan başka bir şey olmadı
ğını ve şu kederli şiirin içinde barındırdığı hakikatin
onun için de geçerli olduğunu anlarız:
O zaman yaşlılık ve tecrübe el ele,
Götürür onu ölüme ve anlatır ona,
Böylesine acılı ve uzun bir arayıştan sonra
Bütün hayatının yanılgılarla dolu olduğunu.