Eşitsizlik Taş Devri 'ne kadar uzanır. 3000 yıl önce avcı toplayıcı bir topluluk kimi üyelerini binlerce fildişi boncuk, bilezik ve sanat eseriyle dolu şatafatlı mezarlara gömerken kimi üyelerine de basit bir çukuru layık görmüş.
Kadim avcı toplayıcı topluluklar yine de peşi sıra gelen insan toplumlarından
daha eşitlikçiydi çünkü malvarlıkları çok azdı. Malvarlığı uzun süreli eşitsizliğin önkoşuludur.
Oysa gerçekte yapay zekanın bilinç kazacağını varsaymayı gerektirecek
bir sebep yok çünkü zeka ve bilinç apayrı şeyler. Zeka sorun çözme becerisi.
Bilinç acı, neşe, aşk ve öfke gibi şeyler hissedebilme becerisi. Bu ikisini birbirine karıştırmamızın sebebi, bunların insan ve diğer memelilerde bir arada
bulunması. Memeliler çoğu sorunun üstesinden bir şeyler hissederek gelir.
Bilgisayarların sorunları çözme şekliyse bambaşkadır.
Üstün zekaya giden çok farklı yol var ve bunların sadece bazısı bilinç kazanmayı gerektiriyor. Nasıl ki uçaklar tüy çıkarmadan kuşlardan hızlı uçabiliyor, bilgisayarlar da bilinç geliştirmeden memelilerden daha iyi sorun
çözer hale gelebilir. Yapay zekanın insan hastalıklarını iyileştirmek, insan
teröristleri tespit etmek, eş önerilerinde bulunmak ve yayaların kol gezdiği
bir sokakta yol almak için insanların duygularını isabetli bir biçimde analiz
etmesi gerektiği doğru. Ama bunu duygu sahibi olmadan da yapabilir. Algoritmanın neşeli, sinirli ya da ürkmüş maymunların farklı biyokimyasal yapı
larını tanımak için neşe, öfke ya da korku hissetmesi gerekmez.
Böylesi robotlara sahip acımasız bir diktatörün, ne denli insafsız ve çılgın emirler verirse versin, asla askerlerinin kendisine karşı çıkmasından
korkması gerekmez.
Yapay zeka kariyerlerimiz ve belki de ilişkilerimiz konusunda bizden
daha iyi karar alabilir duruma geldiğinde, insanlık ve hayat hakkındaki
fikirlerimizin değişmesi gerekecek. İnsanlar hayatı karar aşamalarından
oluşan bir tiyatro oyunu şeklinde algılamaya alışık. Liberal demokrasi ve
serbest piyasa kapitalizmi bireyleri sürekli dünya hakkında kararlar alan
otonom özneler şeklinde görüyor. Shakespeare oyunları ya da Jane Austen romanlarından ucuz Hollywood komedilerine, sanat eserleri genellikle
başkahramanın oldukça kritik bir karar almasını gerektiren durumlar etrafında şekillenir. Olmak ya da olmamak. Karımın sözünü dinleyip Kral
Duncan'ın canını almak ya da vicdanımın sesini dinleyip hayatını bağış
lamak. Mr. Collins'le ya da Mr. Darcy'le evlenmek. Hıristiyan ve İslam
teolojileri de benzer bir karar alma tiyatrosu üzerine yoğunlaşır ve ebedi
kurtuluşun ya da cehennem azabının doğru tercihi yapmaktan geçtiğini
öne sürer.
Biz kararlarımızı yapay zekaya bırakmaya başladıkça bu tarz bir hayat
görüşüne ne olacak? Günümüzde film önerileri için Netflix'e, sağa mı sola
mı döneceğimiz konusunda Google Maps'e güveniyoruz. Ama ne okuyaca
ğımız, nerede çalışacağımız ve kiminle evleneceğimiz gibi konuları da yapay zekaya bırakırsak, insan hayatı karar aşamalarından oluşan bir tiyatro oyunu olmaktan çıkar. Demokratik seçimlerin ve serbest piyasanın bir
anlamı kalmaz. Çoğu dinin ve sanat eserinin de. Düşünün ki Anna Karenina akıllı telefonunu çıkarıp Facebook algoritmasına, Karenin'le evliliğimi mi sürdürmeliyim yoksa yakışıklı Kont Vronski'ye mi kaçmalıyım diye
soruyor. Yahut en sevdiğiniz Shakespeare oyununda tüm kritik kararların
Google algoritması tarafı ndan verildiğini düşünün. Hamlet ve Macbeth'in
hayatları çok daha rahat olurdu ama bu nasıl bir hayat olurdu ki? Böyle