'Ey yenikler! Ey ezikler! Ey lanetliler! Ey unutulmuşlar! Ey önemsizler! Korkmayın, kimse kendisi değildir, kimse! Yerinde olmak istediğiniz krallar, mutlular, padişahlar, ünlüler, yıldızlar, zenginler de öyle. Onlardan kurtulun! O zaman size sır diye verdikleri hikâyeyi onların yokluğuyla siz bulmuş olacaksınız. Öldürün onları! Kendi sırrınızı kendiniz kurun, kendi esrarınızı kendiniz bulun!'
Dolmuş Dolmabahçe Sarayı'nın önünden geçerken, "Dünyanın tepeden tırnağa değiştiğine inanıvermesi için insanın," diye düşündü Galip, "kendisinin bir başka biri olduğunu anlayıvermesi demek ki, yetiyormuş." Dolmuşun pencerelerinden seyrettiği, eskiden bildiği İstanbul değil, esrarını yeni anladığı ve sonraları üzerine yazacağı başka bir İstanbul'du.