Hasret ve figan, hastalık zamanındadır. Hastalık zamanı tamami ile uyanıklık zamanıdır. Hasta oldugun zaman günahından istiğfar eder durursun. Sana günahin çirkinliği görünür; iyileşince yola geleyim diye niyet edersin. Bundan sonra kulluktan baska bir iş ihtiyar etmiyeyim diye ahdeylersin. Şu halde bu yakinen anlaşıldı ki hastalık sana akıllılık bahşediyor. Ey asılı arayan kimse! Şu aslı bil ki kimde dert varsa o, koku almış, dermana ermistir. Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir. Kim işi daha iyi anlamışsa onun benzi daha sarıdır. Hakkın cebrinden agah isen feryadin nerede? Cebbarlık zincirini görüşün hani?
Zincire bağlanan nasıl olur da neşelenir?
Gurur hayatın tuzudur derler; gururum nereye gitti? Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini de bulamadım, göremedim, kimse de göstermedi. Sen bir gelip bir kayboluyordun, tıpkı parlak, hızlı bir kuyruklu yıldız gibi, bense her şeyi unutuyor, ağır ağır sönüyordum...
Dertlerle yıpranmış ya da dert nedir bilmeyen gönül; kimsenin bilmediği bu köşede saklanıp mutluluk içinde yasamak dileğine kapılır. Orada her şey, saçlar ağarıncaya kadar uzayan bir ömür ve uykuya benzeyen sakin bir ölüm vaat eder.