“Hayatında hiç yıkım yaşamamış birinin yürüyüşünü taklit ederek buraya kadar geldi. Dikilmemiş her yeri temiz bir yama ekleyerek kapattı. Veda ve matemi geçti. Yıkılmadığına inandığı süreci, artık daha fazla yıkılmayacağına inandı.
Bu yüzden kadının önünde yapılacak birkaç iş kalmıştı:
Yalan söylemeyi bırakmak.
Gözlerini açıp yamaları kaldırmak.
Hatırlanacak tüm ölüler ve ruhlar için, kendi de dahil, mumlar yakmak.”
“Aydınlığa çıkmasını önleyen güç bizzat kadının kendi bedeninde hazır bekliyordu sanki. Kadının her seferinde tereddüt ederek yolunu kaybettiği anları toplasak ne kadar zaman ederdi acaba?”
“Bu şehirle aynı kadere sahip biri. Bir kez ölmüş veya yıkıma uğramış biri. Yakıldığı için kararan enkazının üstünde, sürekli kendi kendini yenileyen biri. Bir sütunda kalmış, eskimiş taşlarının yıkıntısı üstünde eklenen yeni şeylerle birleşmiş, tuhaf görünüşe sahip biri.”
“Böyle bir keskin zamanın kenarında, her saniye yenilenen şeffaf bir uçurumun ucunda ilerlemeye devam ederiz. Yaşadığımız kadarlık zamanın sonunda pamuk ipliğiyle bağlıymışız gibi güç bela adımımızı atar, irademizi kullanmaya bile fırsat bulamadan, diğer adımımızı tereddütsüz boşluğa atarız. Cesur olduğumuzdan değil, başka bir çıkar yolu olmadığından.”