atsız "çanakkale savaşı" isimli eserinde:
"ey türk gençliği, sana soruyorum; sen arap muhammed'in mezarını artık bıraktıktan sonra senin kâbe'n çanakkale, sakarya ve dumlupınar değil midir?" diyor. (çanakkale savaşı - atsiz mecmua, 1932, sayı: 17)
görüldüğü üzere "ırkçılık" fikriyatıyla "din" arasında bir bağlantı kurabilecek çapta basit ve temelsiz fikirleri var. atsız'ı islam'a karşı böyle asabileştiren islam'ın insanları "arapçılığa" çeken hangi yönüdür bilinmez? şayet emeviler'e bakarak gardını alıyorsa bu zât yazık. çünkü bin dört yüz yıllık bir tarihi, yüz yıllık bir dönemin içinde boğmak hakikaten arızalı bir zihnin faaliyeti olabilir.
içinde yaşadığı fırtınalı ırkçılık hezeyanının etkisiyle de sağlıklı düşünemeyen atsız "davetiye" adlı şiirinde eli kanlı mussolini'ye: "din arabın, hukuk sizin, harp türklüğündür" demektedir. genel olarak tüm eserlerinde "her türk asker doğar" fikrini işleyip duran ve türk insanının her alanda başarılı olabileceği gerçeğini göremeyecek derecede körleşen bir ruh haliyle sakat, zayıf, tek yönlü, derinlikten de uzak bir ırkçılık anlayışına sahiptir.
işin daha garip ve de komik tarafı eserlerinde dini yalnızca araplara tahsis eden bu zihin, davetiye şiirinde varlığını islam üzerine kurgulamış olan osmanlı'ya, allah resulü'nün hadisine nail olmak için istanbul'u fetheden fatih sultan mehmet'e, allah resulünün hadislerini şerh eden fuzuli'ye sarılmaktadır.
eğer islam karşıtı ve ırkçı isen, neden islam'ın değerlerine sarılıyorsun? yok, islam'ın değerlerini sahipleniyorsan, o değerleri kazandıran islam'a bu nefretin neden?
kısaca çelişkilerin insanıdır atsız.
evrimcidir. adem ve havva tezini "yobazlık bir fikir müstehasesidir" eserinde reddeder. kur'an-ı kerim'de geçen peygamber kıssalarıyla alay eder. örneğin hz nuh ile ilgili: