Sitare de bana sevgisini verdi. Sitare
okuma biliyor, çok şeyler anlatıyordu. Bazen beni hayrette bırakacak kadar derin mevzular, arada sırada da aşk üzerine bir şeyler anlatırdı. "İki kişinin birbirini sevmesi, birbirini dost edinmesi, sahip edinmesi demektir," diye başladı bir seferinde anlatmaya ve " tıpkı Allah'ın kulu, kulun da Allah'ı sevmesi gibi, zira ki Allah kulunu sevmeseydi kul Allah'ı sevemezdi," diyerek devam etti. Ben bunu "Sitare beni sevmeseydi ben Sitare'yi sevemezdim," diye yorumladım içimden. " Sen beni, sevdiğin, ben de seni sevdiğim için aramızda bir dünya yaratıldı. Ben de, sen de bu dünyadaki her şeyi sevdik; her şey de bizi sevdi. Tıpkı alemdeki her şeyin Allah'ı sevmesi gibi."
Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur Molla Kasım; geceler boyu yalnız ve sessiz beklerken pek çok şeyi yeniden düşünür insan. Hani, yabancı bir sesi duymak isteyen nöbetçi kulaklar, kendi iç sesini dinleye dinleye sabah eder ya! Neler neler söylemedi içim o uzun bekleyiş gecelerinde, neler neler kurdum içimden, bilsen ...
İnsan ruhunu bir su gibi düşünüyordum. Bazıları suyun akışkan halini, bazıları da durağan halini tercih ederler. Her ikisinde de yarar olduğunu inkar etmiyorum elbette. Bir göl elbette insanlara pek çok yarar sağlar. İçinde balıklar, üstünde gemiler, kıyısında manzaralar için pek çok insan göle koşar. Ama çırpınarak, kıvranarak, dökülerek, düşerek, başını taştan taşa vurarak akan bir ırmak da elbette insanlara yararlıdır. Tarlalar sular, ekinler büyütür, köyleri ve şehirleri birbirine bağlar ... Benim ruhum bir ırmak gibiydi, akmak, çırpınmak, devinmek, koşmak istiyordu. Yaşadığımız topraklarda da bunlara ihtiyacımız vardı.
O günün akşamında Sitare ile oturmuş, sorumluluğunu yüklendiğimiz insanları yerleştirmenin hazzıyla güzel hatıraları andık. Deasar'da geçen güzel günlerimizden, ilk karşılaştığımız zamandan, Çekikgöz gelmeden evvel köyde yoksul ama ruhen mutlu yaşayan insanlardan, Rum veya Türk, şu veya bu inanca sahip, şu veya bu mezhebe uymuş olsun, komşuluk hakkına riayetten ve birinin külünün diğerini ısıttığından bahsettik. Gülümsedik, sevindik, kederlerimizi unutmaya çalıştık.