Yavuz Tellioğlu

Platon ve ruhun doğası, kökeni ve kaderine dair vaazı ruhani ve teolojik bir akışı sona erdirir. Bu akışın güç ve derinliğine dair hiçbir şey bu şekilde sona erebilmesinden daha büyük bir fikir vermez. Daha sonra diner. En azından Yunan yaşamının yüzeyinden çekilir; tıpkı eskilerin bildiği, uzun bir süre ye­ raltı dehlizlerinde kaybolduktan sonra, kaynağından çok uzakta, çok daha hayret uyandırıcı bir şekilde tekrar günışığına çıkan Asya'nın akarsularından biri gibi. Platon'un kendi okulu bile, ustalarının hakim ruhu göçtükten hemen sonra dikkatini onun verdiğinden çok farklı bir yöne çevirdi.ı Platon'un eğili­ mini korumak, onları çok farklı bir zamanda, Platon'un kendi zamanında ol­ duğundan çok daha yalnız bir hale getirebilirdi. Yunanistan, gelişiminin yeni ve son aşamasına girmişti. Dördüncü yüzyılın sonunda eski politik yapının kaygı verici çöküşü, Yunan halklarının doğal can­ lılığını kırmış gibi görünebilirdi. Doğu'nun Makedonlar ve Yunanlar tarafın­ dan fethi ile birlikte, önlerine yeni görevler konmuş ve yeni görevlerle yeni ka­ biliyetler edinmişlerdi. Yunan örgütleyici gücünün en saf ifadesi olan polis el­ bette bir daha canlandırılamadı. O fırtınalı dönemde tamamen yok olmamış eski ve dar kent cumhuriyetleri tembel bir barış içinde eriyip gitmişti.
1000k
Reklam
Platon'un hem ödünç almakta hem ödünç vermekte aynı derecede zengin olan zihni, tek bir mistik derin görüşte donup kalmaya uygun değildi. Devlet'i bitirdiğinde bile, sistemini birçok noktada ve birçok yönden yeniden şekillen­ dirmekten vazgeçmemiş ve bazı problemleri yenilenen araştırmalarda ve sar­ kaç gibi salınan denemelerde tekrar ele almışh. Ebedi Formlar dünyasından tamamen dışlanmış olarak kabul edilen çoğunluğun yaşamına rehberlik edecek kurallar koymaya çalışhğı bir politik sistemin ikinci bir taslağını bile geride bı­ rakmıştı. Bu amaçla, insani çabasının en yüksek amaçları neredeyse göz ardı edilir ve çoğunluğun yaran için erişilebilir olan daha iyiye ulaşmak için pratik kurallar sağlanır. Birçok noktada vazgeçmeyi öğrenmiştir. Ancak, yine de dü­ şüncelerinin derin temeli hareketsiz; dünya ve insanlığın önüne koyduğu ta­ lepler de esasen değişmeden kalmıştır. Sonraki kuşaklar onun resmini ölümsüz insan ruhuna bu yoksul dünyadan yukarıya, ebedi ışığa giden yolu eliyle işaret ederek hatırlatmak isteyen rahip bilge olarak doğru bir anlayışla kaydetmiştir.
1000k
Varoluşun bu yüce zirvesi ancak bir azınlık için erişilebilirdir. Sadece Tanrı ve küçük bir ölümlü grup kesin, sarih ve değişmez Bilginin tek nesnesi olan ebedi Varlığa saf düşünmeyle yaklaşabilir. İnsanların çoğunluğu asla filozof olamaz. Yine de bu öğretiye göre tüm yaşamın tacı filozofa aittir. Bu, yoksul ruhlu olanlara uygun bir din değildir. Bilim (gerçek Varlığın en yüksek bilgisi) kurtuluşun ön koşuludur. Tanrıyı bilmek ilahi olmaktır. Böyle bir kurtuluş mesajının neden daha geniş bir cemaati toplayamayacağını görmek kolaydır. Kendi doğasına ihanet etmeden bunu başaramazdı. İnsanlık arasındaki birkaç yüce ruh için öte taraftan el sallayan bir ödül sunar. Ödül bozulabilir bedende yaşamdan özgürlüktür; bu ve gerçek Varlık ile daimi bir birlik - ebedi ve ilahi olana geri dönüş. Filozofun ölümünden sonra ulaştığı şeyin bir simgesi ona bir daimon olarak hürmet edecek cemaat tarafından dikilecektir.1°" Öyleyse, ruhun ölümsüzlüğüne ve onun tanrılar diyarındaki ebedi bir ya­ şama davetli olduğuna inancın derin ve coşkulu bir ciddiyetle tutulduğu bir uygarlığın ideal resmi böyledir. Burada ölümsüzlük inancı, tüm dünyevi şeyle­ rin yalnızca bir an için geçerli olduğunu ve dolayısıyla derin bir önemsizlik ta­ şıdığını düşünen bir mimarın yaptığı binanın kilit taşı olur. Onun için, ebedi yasaları ve desenleriyle yalnızca ruhani dünyanın Cenneti önem taşır. Devlet ve toplumda, gelenek ve sanatta (ki bu insanlığın kendisi kadar sürecek bir sa­ nattır) ifade bulduğu şekliyle, Yunan kültürü, hiç düşünülmeden atılır. Müm­ kün olan herhangi bir insan toplumunun, Yunan toplumu gibi, aristokratik dü­ şüncelerin hep derin kök salmış olduğu bir toplumun bile ulaşabileceğinin çok ötesinde, "en iyi"nin ölçeğiyle ölçülen bir aristokrasi talep edilir.
1000k
Kente, "gemiler, limanlar, surlar, vergiler ve bu tür önemsiz şeyler değil,"95 adalet ve sağlık ve bu yaşam­ dan sonraki kah uhrevi mahkeme önünde dayanabilecek her şeyi verir.96 Bu, en iyi yaşam şekli olurdu97 ve ona giden yolu gösterebilirdi; hiçbir dünyevi güç ya da heybet bu kadarını yapamaz - geçmişin tüm büyük devlet adamları, The­ mistokles, Kimon ve Perikles, buna dair hiçbir şey anlamamıştı; çabaları yolu­ nu kaybehniş birinin dolanmalarından başka bir şey değildi.98 Yaşamının ve felsefi gelişiminin zirvesinde, Platon kendi bilgeliğinin ilkele­ rine ve taleplerine uygun olarak devletin ideal bir resmini tamamladı. Bu, geniş bir temele dayanır: Ahali kah bir şekilde sınıflara aynlmışhr ve hem kendi içinde hem de yaşamının örgütlenmesinde uzaktan görülebilecek bir işaret gibi Adalet erdemini yansıtacaktır. İlkin, bu, filozofa en iyi devletin tamamlanması için gerekli her şeyi içeriyor gibi görünür; ama şimdi bu seviyenin çok üstünde, dünyanın yukarısındaki yüce Esire işaret eden, aşağısındaki her şeyin ona des­ tek ve kolaylaştırıcı olarak hizmet ettiği son bir zirve görünür. Yurttaşların kü­ çük bir heyeti, filozoflar, devlet piramidinin bu son zirvesini oluşturur. Ahla­ kın amaçlarına uygun olarak örgütlenen bu devlette, memnuniyetle olmasa da, görev gereği, yönetimde yer alacak;99 görev yerine getirilir getirilmez, tüm ya­ şam faaliyetlerinin amacı ve içeriği olan dünya-üstü tefekküre geri dönecekler­ dir. Bu mütefekkirlerin yaşayabileceği bir yer hazırlamak, mevcut meslekler içinde en yükseği olan meslekleri için eğitilebilecekleri bir yer sağlamak; diya­ lektiğin bir yaşam biçimi ve insan çabalarının bir hedefi olarak100 dünyevi kül­ türel faaliyetlerin içine girmesini sağlamak - tüm bunları gerçekleştirmek için İdeal Devlet adım adım inşa edilir. Toplumcu,
1000k
Ölüme hazır olmak" kamil filozofun mührüdür. Böyle biri için felsefe, onu bedenden ve bedenin arzularından, telaşından, şiddetli heyecanlanndan78 ilelebet kurtaran79 ve onu tamamıyla ebediyete ve ebediyetin sessizliğine döndüren kurtanadır. An olmak, kötülükten arınmış olmak, bu geçici dünyada şimdiden ölmek - bunlar filozofun ölümsüz ruha hitaben sıklıkla tekrarladığı öğütlerdir. Bu­ radaki çileci ahlak, insandan yine esasen oldukça negatif bir işlem talep eder. Ancak, dünyanın bu inkarı en yüce pozitif davranışa götüren bir adımdır. Kat­ harsis (arınma) sadece felsefeye açılan bir kapıdır: İnsana salt pozitif olana, tek gerçek ve koşulsuz Varlığa; tek kalıcı olarak İyinin sarih ve mükemmel anlayı­ şına nasıl ulaşacağını ve onunla nasıl tamamen birleşeceğiniH0 öğreten şey felse­ fedir. Düşünürün ruhu Varlığa özlem duyar;H1 ölüm onun için yalnızca bedenin ruhu engelleyen zincirlerinin imhası değil, aynı zamanda kendi kalıcı doğası­ nın gereği ve aynı zamanda gerçek ödevinin yerine getirilmesi olan, gayet po­ zitif bir şekilde "akli bilişin [Vernunfterkenntniss] teminidir."H2 Bu yüzden mad­ di ve geçici olana yüz çevirme, aynı zamanda ebedi ve ilahi olana doğru bir dönüştür. Bu dünyanın şeylerinden kaçmak, kendi içinde öteki dünyaya bir gi­ riş ve ilahi olana benzer bir hale geliştir.HJ Ancak, gerçek varlıklar bu dünyada bulunmaz. Onları salt düşünceyle kav­ ramak, ruhani gözün bulanık olmayan görüşünü tekrar kazanmak için ruhun dünyanın tüm endişe ve kargaşasından uzaklaşması gerekir. Duyuları yanıltan bu dünyevi dünya [Erdenwelt] için filozofun elinde inkardan başka bir şey yok­ tur. Gerçek bilginin üzerinde duracağı bir zemin sunmadığından, tüm Oluş dünyasının onun bilimi için bağımsız bir değeri yoktur. Göreli olmaktan başka bir şey olmayanın algılanması, aynı
1000k
Reklam