İnsanlar arasındaki eşitsizlik ya da bazı insanların öbürlerinden daha eşit olması ...
Bu kez kitap analizinin üstünde çok durmayacağım daha çok kendi düşüncelerimi dile getireceğim ama kitabı okuymayanlar için çok kısa bir özet geçmek istiyorum.
Bay Jones’in Beylik Çiftliği adında bir çiftliği vardır fakat bir gün çiftlikteki hayvanlar Koca Reis’in gördüğü rüyasını ,yaşadığı tecrübeleri diğer hayvanlara aktarması ve çiftlik adı altında geçen bu kölelik sistemini bir ayaklanma ile durdurmaları gerektiğini söyleyen bir konuşma gerçekleştirir. Hayvanlar Napoleon ve Snowball’un (Domuz )öncülüğünde bu ayaklanmayı gerçekleştirirler ve çiftliğin adı artık Hayvan Çifliğidir. Sonrasında kendi başlarına yazıkları mutlaka uyulması gereken 7 emiri- uygulalarlar
1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
2. Dört ayak üzerinde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
7. Bütün hayvanlar eşittir.-
Fakat daha sonra Napoloen iş birliği yaptığı Snowball’a ihanet ederek onu çiflikten attırır ve yavaş yavaş diğer hayvanlar üzerinde bir diktatörlük kurmaya başlar. Gerek tehtit ederek gerekse algı yönetimi yaparak ayaklanma sırasındaki olayları saptırarak hayvanları manipüle eder. Artık domuzlar iyice insanlara benzeyeme başlar –İki ayak üstünde yürürler , içki içerler , giysi giyerler , Jones’in evinde yaşamaya başlarlar vb.- . En sonunda insanlarla bir anlaşma yaparlar , çifliğin ismi yeniden Beylik Çifltiği olur ve bunu dışarıdan izleyenler hayvanlar artık domuzlarla insanları ayırt edemezler.
Kitabın vermek istediği düşünce açıktır. Tarihin hiçbir döneminde insanlar hukuksal açıdan olsun ,
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Anton Webern’in “Yeni Müziğe “Doğru kitabı üzerine düşünceler:
Anton Webern’in 1932 ve 1933 yılında verdiği 2’şer kısımdan oluşan 8 dersi konu alır.Bu 8 derste müziğin oluşumundan 12 ton tekniğine kadarki olan süreyi karşılaştırmalara da yer vererek anlatır.
Webern çok temelden başlar , Karl Kraus’un dil ile ilgili söylediklerinden yola çıkarak doğrulardaki boşlukları görmemizi söyler bunu da Goethenin Renk Kuramına bağlar.Renklerin bizim görmemizle ilgili doğal bir yasa olduğunu , Sanat’ında doğanın kendini insan yoluyla ifade etmesi olarak açıklar.
Doğayı anlamaya çalışmalıyız der Webern. Bunu müzikte “müziksel düşünce olarak adlandırır ve müzisyenlerin müziği estetik olarak incelenmesini değil onu doğal bir yasa olarak kabul edip , onun boşluklarına odaklanmamız gerektiğini savunur . Bu yüzden ilk önce müziğin kurallarından başlamamız gerektiğini söyler.
Müzikte en önemli unsurun anlaşılabilirlik olduğunu savunur Webern. Ve bu anlaşılabilirliğinde müziğin tarihte çeşitli yollardan nasıl 12 ton tekniğine kadar uzandığını anlatır
İlk önce kilisenin Antik yunandan onlara miras kalan kilise modları ile başlar . Her şey tek seslidir , sonradan yavaş yavaş çok sesliliğe doğru yatay bir geçiş başlar . Yatay diyorum çünkü Ortaçağ’da anlaşılan çok seslilik bizim şu an günümüzdeki çokseslilik anlayışı değildir yani dikey olan , akorsal çok seslilik değildir. Müziksel düşünce ilk önce ilkeldir ,tektir sonra yavaş yavaş Madrigal ve Motet gibi formların oluşmasıyla beraber bilinçli olmasa bile çok sesliliğe doğru adım atılmaktadır. Oluşmak dedim ama Webern müzikte oluşan kuralların doğada zaten var olduğunu söyler yani hiçbir kural ortaya çıkmamıştır sadece insanlar tarafından keşfedilmiştir bu da bana Platon’un bizim zihnimizin aslında şeyleri
Kesinlikle okunması gereken bir kitap.Doğu ve Batı düşüncelerinin , müziğinin, karakterlerinin aslında nasıl birbirini tamamladıklarını anlatıyor bence