"İslam dünyası için temel soru şudur: Dört asırdır tam anlamıyla bilim yapmayan ve iki asırdır Batı'dan bilim ve teknoloji transfer etmeye çalışan -ama bunu da hakkıyla başaramayan- İslam dünyası, kendi 'paradigma'sını esas alan, inanç ve değerleriyle uyum içerisinde olan ve aynı zamanda toplumların pratik ihtiyaçlarını karşılayan bilimsel bir geleneği yeniden inşa edebilir mi? Bunun için hangi kaynaklardan beslenmesi gerekir? Bu zihinsel sıçramayı yapabilecek imkâna şu anda sahip midir?"
"Devirlerle bu devirlere hükmedenlere, bir bakıma âşık-mâşuk diyebiliriz. Zîra cemiyetlerin, açık olmasa bile, mutlaka bir gizli talebi, idârecisini kendi beğenmiş, seçmiş, çekip başa geçirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun da gelişme, teşkîlâtlanma ve bâhusus şuur altındaki gāyesinin şuûruna yaklaşma devri, Fâtih gibi bir prensip ve aksiyon temsilcisini dileyebilmek kābiliyetine ererek ona gönül bağlamış, âşık olmuş ve aşkına karşılık görmüştür."
Ey, bu toprakta birer na'ş-ı perîşân bırakıp,
Yükselen mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp;
Sanmayın: Şevk-i şehâdetle coşan bir kan var...
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!