"İslami çevrelerse tam bir düşünsel sefalet içindedirler. Bu çevreler İslam geleneğine, Hz. Muhammed’in uygulamalarına ve Kur’an’a yönelik herhangi bir itirazı anında kâfirlikle itham etmişlerdir. Bunlar, aslı astarı olmayan bilgilerle şişirilmiş, kısmen tahrif edilmiş ve ayrıca hurafelerle bezenmiş bir İslam tarihini yüceltmekten başka bir şey yapmıyorlar. İslami çevredeki akademisyenler ve özellikle de tarih yazarları, yüzyıllardır tekrar edilen ve hiçbir bilimsel temeli olmayan tezleri yinelenemeye devam ediyorlar. Felsefe adına yazılan kitaplarsa, 9.-14. yüzyıllarda yaşamış düşünürlerin eserlerindeki “Allah’ın varlığını kanıtlayan” cümle ve paragraflarla doludur. Bu çalışmaların hiçbir bilimsel değeri yoktur. Hatta bu yazarların büyük bir kısmı, İslam geleneğini ve eserlerini Batılı yazarların ve felsefecilerin çalışmalarından öğrenmekle birlikte kendi çalışmalarına “İslami” bir renk vererek “muazzam bir çalışma” ortaya koyduklarını sanmaktadırlar. Aslında bunların çabası, bir başka açıdan İslam uygarlığının düşünsel birikiminin perdelenmesine yol açmaktadır."