Osmanlı tarihinin en büyük ironilerinden biri, Osmanlı hükümdarlarının evrensel yurttaşlığı ve hukuk önünde eşitliği başlatmayı amaçladığı anda, Avrupa devletlerinin pençelerini, kendi himayelerine gereksinen "ulusal" grupları temsilen dinsel 'millet'lere atmasıydı. Berkes'in veciz bir biçimde dile getirdiği üzere, "Avrupa devletlerinin ekonomik çıkarları sekülerleşmeyi zorlarken, aynı devletlerin siyasal ve dinsel çıkarları, hukuki alandan siyasal ve eğitsel alana dek değişen cemaat farklılaşmalarını daim kılmayı gerektiriyordu."
Kadınlar hislerini gizlemekte, yapma tavır ve davranışlar göstermekte hiçbir erkeğin muktedir olamayacağı fevkalade bir başarı ortaya koyarlar. Kadınlar görürsünüz, aralarında galiz küfürlerle kavga ederken, nefes nefese heyecan ve isyan içindelerken, tabirlerince utanılacak bir misafir gelmesi üzerine bütün o hallerin, o hislerin bir anda üstü örtülür ve gizlenir, yerine güler yüzlü, mütebessim, nazik tavırlarla gönül almalar, hoş karşılamalar gelir.
Mehmed Ali'nin bir kez dediği gibi: "Mısır'da yaptıklarım, İngilizlerin Hindistan’da yaptıklarından farklı değildir: Onların nasıl Hintlilerden oluşan ve İngiliz subaylarca yönetilen bir ordusu varsa, benim de Araplardan oluşup Türklerce kumanda edilen bir ordum var... Türk daha iyi subay oluyor, zira hükmetme hakkı olduğunu biliyor, oysa Arap, bu bakımdan Türkün kendisinden üstün olduğunu hissediyor."
-İnsanın dişlerini ağzından söküp başka bir yerine koymak lazım gelse neresine koymalıdır?
-Gözlerine efendim.
-Neden?
-Çünkü bazı kötü niyetliler, insanları gözleriyle de yerler.