Enver son nefesine kadar kendini pek büyük bir işle müjdelenmiş bildi. Üst üste gelen müthiş başarısızlıkları onun kendine güvenini kırdıramadı. Siyasi ve askeri maharetinin son iflası felaketinde İstanbul'dan adi suçlular gibi kuyruğu kıstırıp kaçtı.
...Yükselmek, bulutların üzerinde taht kurmak istiyordu. Talihi ve gücü sayesinde çıkamadığı bu en son makama bir Bolşevik kurşunu onu uçurdu.
Merhum zannetti ki cihanı yenmek Abdulhamid'i korkutmak kadar kolaydır.
Biz görürüz, lakin görmemiş gibi yaparız. Çünküm her gördüğümüzle derde girsek akşamacak kavga etmeli... Zo bu dünyanın zamparaları, orospularıyla başa çıkılır hiç?
Kirkor- Biz göğün en üstünde "paradi (cennet)" de otururuz. Gayet havadar. Bütün dünya ayak altında tabak gibi görünoor...
Enveri- Şimdi kâfirler göklere ve Allah'a dair sırları keşf için uçaklarla ta oralara çıkıyorlar.
Agop- He evet geçenlerde bir İngiliz uçağı ta yanımacak geldi. İçinde iki subay oturuyordu. Benden cennetin yolunu sordular. Bilirsin söylemek için bize izin yoktur. Anlaşıloor ki orası da hep İngiliz memleketidir deyi ortasına baryak dikecekler. Bir tekme vurduysam denizin dibinecek gittiler.
-Sen kaplumbağanın "istuvar"ını (hikayesini) bilirsin?
-İşitmemişim...
-Ben büyükanamdan dinledim...
-De ki ben de işiteyim...
-Kaplumbağa evvelden insan imiş...
-Laf deyi durmuş karşımda, ne martavallar zırlıyorsun?
-Zo dinle... Hem insan hem de zenaat sahibi imiş.
-He söyle köpoğlu ne iş tutmuş?
-Hamurcu imiş. Büyük bir günah etmiş, Asfas (Allah) hamur teknesini sırtına yükleterek onu kaplumbağaya çevirmiş. Çayıra salıvermiş...
-Yarabbim günahı ne imiş acep? Okkalığa hamur koymuş?
-İşte öyle bir iş etmiş...
-Haksızlık edenleri Asfas böyle birer birer çarpmadıktan sonra bu dünya düzelmez.
-Fakat çok defa olan kıyak haksızlıklara hiç tınmoor...
-He ama onun sebebi var...
-Nedir ki?
-Cenab-ı mevlam bizi Hamid zamanının istibradından (istibdadından) kurtarıp da cümlemize Mecnuniyet (meşrutiyet) buyurduysa altık(artık) aranızda kanun koyarak idare olunuz, dedi. Kendi karışmadı.
-O ki karışmadıysa işte böyle olduk...
-Ne olduk ahbar? Belkim bir işiten olur. Hamid gittiyse onun yerine idare-i öfliye (örfi idare-sıkıyönetim) geldi.
-He anlaşılıyor ki bu da pek zorlu bir merettir. Lakin nerede oturur? Daha suratını görmemişim...
-Bahtlısın ki görmemişsin... Görenlerin akılları artlarına kaçoor.