Çocukluğumda Vilanka Bostanı'ndan hıyar aşırdığım zaman beni karakola götürdüler. Hıyar yerine onda bir iki zorlu tokat yedim. Gözlerimden Çingene körüğü gibi alev çıktı. Hırsızlığa tövbe ettim. Bundan gayrı hükümetle bir alışverişim olmadı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında düşük rütbeli bir subay olan Alparslan Türkeş ise, "Artan hayat pahalılığı, geçim darlığı subayları da perişan ediyor, bunaltıyordu" diyordu. Türkeş'in bu ifadeleri, o dönemde diğer düşük gelirli memurlara nazaran daha dolgun bir maaş alan düşük rütbeli subayların ekonomik statülerinin dahi savaşın yarattığı bunalımdan etkilendiğine işaret etmektedir. Türkeş'in belirttiği kadarıyla,
Her yerde subaylar ikinci derece insan muamelesi görüyordu. Ankara'daki apartmanların bodrum katları halk arasında "Kurmay Subay Katı" olarak isimlendirilmişti. Eğlence yerlerinde subayların adı "gazozcu" idi. Yani pahalı içki ısmarlayacak paraları olmadığı için karaborsacılar, vurguncularla yarış etmek imkânları bulunmadığı için, bu feragatli memleket çocuklarına bu gibi isimler reva görülüyordu.
Sosyal yardımlar dolayısıyla memurların kollandığı kanısı halk arasında çeşitli söylenti ve mânilerle ifade edilmekteydi. Savaş yıllarında halkın dilinde Türkçe ezana da gönderme yapılarak, "İsmet uludur, İsmet uludur, memurlar İsmet'in kuludur" diye bir mâni dolaşıyordu.