Zamansız kitapları okumayı severim. Her yaşımda farklı bir perspektifte anlamamı sağlıyor. Bu da onlardan biri.. sol ayağım gibi, küçük prens gibi..
Edmundo Dayı'nın tabiri ile akıl küpü küçük Zeze. Küçük yaşına rağmen, munzırlığına rağmen küçücük hayatına sonsuz merhameti, düşünceyi, şefkati, yaşanmışlığı sığdıran fakir ve düşüncesiz bir ailede yetişmeye çalışan, güzel olan ne varsa kaybeden ve tabirince "hep aynı şey, bebek isa yerine bebek şeytan doğuyor!" demen.. Sınırsız hayal gücündü seni mutlu eden. Kendimi gördüm Zeze satırlarını okurken. Yetişkinlerin dediği gibi "Yetişkin" biri olsam da içimde konuşan şarkılar, içimdeki kuşumla, hayallerimle ben varım.
Biz zarar veremeyiz sadece kalbimizde öldürürüz. İyiliğini istemekten vazgeçeriz ve derken bir gün ölüp gider.
ve seninle sekiz yüz elli bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.
Bizdik yaşamaya, yaşamımızı sürdürmeye mahkum edilen çocuklar. Anlamıyorlardı. Anlamıyorlardı.
Çok küçüktük bilmemeliydik. Sahi KÜÇÜK ÇOCUKLARA HER ŞEYİ NEDEN ANLATMAK GEREK?