(Ay ışığından bahisle) Şu dakikada sarı nehir üzerindeki kayıklarında uyuyan yorgun kulileri, iri hindistan cevizi ağaçlarının dalları arasında tüneyen papağanları, başlarını Nil’in kırmızı sahillerine yaslayarak dinlenen timsahları ve herhangi büyük bir şehrin herhangi bir eğlence bahçesinde sevgilisini belinden kavrayan sarhoş kibarzadeleri aydınlatan hep aynı ışıktır. Halbuki ne kadar masum bir yüzü var; harp meydanlarında barsaklarını avuçlayarak ölenleri, apartman kapılarının önüne bırakılan çöp tenekelerini karıştırıp gıda arayanları, aynı gecede ikinci aşığını pencerede içeri almaya çalışanları gördüğü halde güzelliğini ve saffetini muhafaza edebiliyor. Bizler, her gördüğümüz fenalığın ve rezaletin bir parçasını ruhumuzda ebediyen beraber taşımaya mahkum insanlar, onun yanında ne kadar zavallı ve küçük şeyleriz...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Damağımda buruk ama bir o kadar leziz bir tat bıraktı bu kitap..keşke bitmeseydi de biraz daha yaşasaydık, keşke elimden birşey gelseydi samimiyeti var, iliklerine kadar...
Uzun zamandır haberleştiğiniz ama nicedir yüz yüze sohbet edemediğiniz liseden bir arkadaşınızla sabaha kadar sohbet etmişsiniz de, onun hikayesinin parçası olmuşsunuz hissi veriyor..
Okurken bir kısımda, gereğinden çok detay olduğunu düşünmüştüm ama kitap bittikten sonra bakınca, aslında insanın damağında yaşanmışlık hissini bırakanın o kısımlar olduğunu anladım.
Okuduğum ilk Sebahattin Ali kitabıydı bu ve ustaya saygıyla şimdi İçimizdeki Şeytana başlamaya hazırlanıyorum.