“ Ştolts bir hayalperest değildi.Oblomov gibi fakat başka nedenlerle,o da aşırı tutkular aramıyordu.Ama istiyordu ki sevgileri sakin sakin akmaya başlamazdan önce kaynaktan fışkırarak çıksın,onu bir defa olsun kana kana içsinler,sonra ömürlerinin sonuna kadar bu mutluluk kaynağının nereden çıktığını bilerek yaşasınlar. “
“ Anlamıştı ki aşk,geniş,inkar edilemez bir iyilik ve doğruluk kaynağı olduğu kadar,aşırılık ya da yanlış anlama halinde çirkinliklerin,sahteliklerin de kaynağıdır. “
“ İçin için bir başarı sevinci duyuyordu;çünkü artık hayatın kıyısına çekilmişti;o hayat ki insanı durmadan işe çağırır,büyük sevinçlerin ışığıyla aydınlanan,büyük acıların yıldırımlarıyla dolan geniş bir gök altında,fırtınalar içinde geçer,o hayat ki içinde boş umutlar,parlak mutluluk hülyaları hüküm sürer ve düşünce kendi kendini yakar kavurur;tutkular insanı kemirir,zekâ yener ya da yenilir;insan orada sürekli bir savaşa girişir,savaş sahnesinde yaralı,bitkin ama gene de doymamış,muradına ermemiş olarak çıkar.Oblomov,savaşla elde edilen hazları tatmadığı için onlardan kolayca vazgeçebildi ve savaş dışındaki sessiz,hareketsiz,kavgasız,hayatsız köşesinde rahata kavuştu. “