Diziler, filimler ve tiyatro oyunlarında ne kadar eciş-bücüş karakter varsa Kürde oynatılır. Bu alanda sömürgeci ve asimilasyoncu siyaseti tamamlayacak politikalar özelikle 1980‘li yıllardan sonra yoğunlaştırılmış bir şekilde devreye konulur. Sinema alanında özellikle Kemal Sunal, Şener Şen ve İlyas Salman gibi karakterler üzerinde hep Kürt kültürü, değerlerini hedefleyen filimler piyasaya sunuldu. Kürtlerin yaşam biçimiyle,kılık kıyafetleriyle, kültürüyle, diliyle alay etme; Kürdü bön, salak, amiyane tabiri caizse "enayi" gibi gösteren, Kürt değerlerine hakareti matrak bir havada sunan bir çok film sürüldü piyasaya.
Öyle bir hale getirildi ki, şu an bile tiyatro ve sinemalarda bir mizah konusunun ilk emaresi: Kürtlerin ulusal kıyafetlerini giymek veya Kürt şivesini alaycı bir dile taklit etmekle başlar.
Kürtleri "kendi kültüründen soğutur ve utanır hale getirdiler." Hedefleri de tam da budur. örneğin Kürt ulusal giysilerinin, kılık-kıyafetlerini o kadar çok gırgır malzemesi olarak kullandılar ki Annesi Babası Kürt kıyafetlerini giydiği için onlarla dolaşmaktan utanır hale gelen çocuklar oldu. Kürt ve Kürde ait olan her şeyi gözlerden düşürme faaliyetinin menzilindedir.
Bir çocuğun anne ve babasının dilinden, şivesinden, kılık-kıyafetinden utanır hale getirmek bu politikanın temel gayesidir.
Şüphesiz sergilenen şey ne sinamaydı, ne edebiyatı, ne de sanattı. yazılan-çizilen, sunuma koyulan bir sömürgecilik ve asimilasyonculuk uygulamasıdır.
Töre ve gelenek ağızlarında ki emzik gibi her kiriminal vakada emilip durdu.
"Şalvarlı Kürt, Çarıklı Kürt" tabirlerinin edebiyatta kullanılmasın nedeni yine aynı saldırıya maruz kalmış başka bir faktördür. Bu eski Türk romanlarında, Kürt ağa ya da maraba tiplemeleriyle yer edinir. sinema ve tiyatro da hakaze. Bu romanları okuyup