Zana

Zana
@Zanayimdir
23 okur puanı
Eylül 2023 tarihinde katıldı
Odasına Girdim
Her şey öylesine itinayla yerleştirilmiş ki, sırf bu düzenlilik bile Karl İvaniç'in vicdanının temizliğini ve ruhunun huzur dolu olduğunu kavramak için kâfiydi.
Sayfa 8 - Kitap zamanı
Alıntı
Reklam
insanca bir yaşam
Bu yeni ülke, bize hem bir sığınak hem de bir sanatoryum gibi geliyor. İçinde kaybolduğumuz ormanlar, huzur bulduğumuz göller var, ama bir yandan da varlığına saygı duymak zorunda olduğumuz sivrisinekler ve kayalar... Her şeyin bir anlamı, bir değeri var burada. Ve biz, bu yeni düzenin içinde, birbirimize tutunarak kendi yerimizi bulmaya çalışıyoruz.
Sayfa 187 - Can
Alıntı
Yeniden insan olmak
Bir an için kendini yeniden insan gibi hissetti. Gün ışığında, olup biteni tekrar düşündü.Belki de abartmıştı; kâbuslar zihnini öyle bir ele geçirmişti ki, normal düşünme yeteneğini yitirmiş, gerçekle hayali birbirine karışmıştı.
Sayfa 174 - Can
Alıntı
Haklılık mı, Haksızlık mı?
O an aklıma Sokrates’in hikâyesi geldi. Hani idam kararı verildiğinde karısı, “Seni haksız yere mahkûm ettiler,” demişti ya… Sokrates, o bilge alaycılığıyla, “Daha iyi ya, haklı olarak mı mahkûm etselerdi?” diye cevap vermişti. Ankara meyhanelerinde bu anekdotu anlatır, rakı kadehlerini tokuşturur, Sokrates’in zekâsına hayran kalırlardı. Ama hapishaneye düşüp bu gri duvarların arasında kalınca anlamıştı ki Sokrates yanılmıştı. Haklı olarak mahkûm edilmek, haksızlığa uğramaktan çok daha iyiydi. Haksız yere içeri atıldığında ortada ne bir suç, ne bir gerekçe ne de bir anlam vardı. Belirsizlik, bir zehir gibi damarlarına işlerdi. Gece gündüz, uykuda uyanık, “Niye buradayım? Niye?” diye sorardı kendine. Haksızlığa uğrama hissi, öfkeyle karışıp içini kemirirdi. Keşke bir suçu olsaydı. Keşke bir hata yapmış olsaydı da, “Tamam, bunu ben seçtim, bedelini ödüyorum,” diyebilseydi. Haklı yere cezalandırılmak, haksız yere çürümekten bin kat daha katlanılır olurdu. Keşke bu düzen, onu hapse atarken haklı olsaydı. Keşke bu ceza, toplumun iyiliği için, adaletin bir parçası olarak verilmiş olsaydı. Keşke evrensel insan haklarına uygun, anlamlı bir bedel olsaydı bu. O zaman en azından ruhunda bir teselli bulabilirdi; pişmanlıkla, suçtan tiksinerek kendini yeniden inşa edebilirdi. Ama hayır, pişmanlık bile lüks olmuştu orada. Pişman olmak istiyordu ama neye pişman olacağını bilemiyordu. Ve onun çektiği bu acı, ailesinin üzüntüsü, toplumun zerre kadar işine
Sayfa 131 - Can
Alıntı
Eski Mısırlılar kalbi ruh merkezi sayıyordu.
Bilinç, "Bana ne yapacaklar?" sorusunu henüz oluşturamamışken kötü bir şey olduğu/olacağı hissi içini kaplıyor. O soğuk his, beyninden önce kalbine ulaşıyor, bir mengene gibi sıkıştırıyor. İşte o an anlıyor ki, kalp her şeyi beyinden önce seziyor. Kalp, sadece kan pompalayan bir kas değil; Eski Mısırlılar haklıydı; o, ruhun bir parçası, korkunun ilk başladığı yer. Kötü bir şey olacağı hissi düşünceden önce geliyor; beyin korkuyu kelimelere dökmeden kalp çoktan etkilenmeye başlamış.
Sayfa 54 - Can
Alıntı
Reklam