Yoldan geçen arabaların ve kamyonların sesi kulağıma bir ırmağın sesi gibi geliyordu, çünkü Julio’ya aşık olmuştum. Yolcu otobüslerinden gelen mazot kokusu çiçekler gibi, giriş kapısındaki beş günlük çürümüş çöpse şekerleme gibi kokuyordu. Beton duvarlar aynaya dönüşmüştü. Çirkin ellerim artık denizyıldızıydı.
“Annem ısrar etmeseydi,” demişti, “gelmezdim, bir yabancının ölümü hangimizi etkileyebilir ki normalde? Kaçımız tanımadığımız biri için içten üzülebiliriz ki? Ağlayabiliriz, ancak bu üzüntüden değil, merhametimizden dolayıdır. “
“Doğru,” dedim, “insan acı ile arasındaki mesafe daraldığında acılanıyor, arttığında acıyor.. Demek sen de benim gibi düşünüyorsun. “