Bu kitabı okurken, bir romandan çok bir anıya tanıklık ediyormuşum gibi hissettim.Sayfalar ilerledikçe, yıllar önce kaybettiğim amcam da usulca oturdu yanıma. İvan’ın iç hesaplaşmaları derinleştikçe, amcamın hastalığın gölgesinde geçirdiği o suskun günleri duymaya başladım sanki.
Satırların arasında bir yandan İvan’a üzülüyor gibi görünüyordum, ama aslında içimde başka bir özlem kabarıyordu:
Amcama…
Konuşamadığımız şeylere…
Anlamaya çalışıp da hep eksik kalan o kırılgan duygulara.
İvan’ın söyledikleriyle, sanki amcamın sessiz vedasına yeniden tanıklık ettim.
Sonra birden, o çarpıcı soru çıktı karşıma:
“Ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam? Bilinçli seçtiğim yaşamım… yanlışsa?”
O satırda durdum.
İvan sordu ama sanki amcam fısıldadı içimden.
Belki o da, son günlerinde aynı soruyu sessizce kendine sormuştu.
İvan öldü.
Amcam da öldü.
Ama o iç ses hâlâ bende yaşıyor:
“Yaşadım mı gerçekten?”
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
Asıl yoran özlemin kendisi değil
Onu susarak taşımasıdır insanın
Onu saklamak en derin yalnızlıktır
Zamansız bu uzun suskunlukta
Kimi zaman kayboluruz kendimizde,
Kimi zaman sessizlikten yeniden doğarız.
İçimize çöken o sessizlik,
Bazen bir yüktür;
Bazen de en derin dildir insanın.
Zira özlemin özü belki de
Gözyaşlarında değil,
Gözyaşlarında saklı kalan kelimelerdedir.