Ortaokuldaydım,
Şiir yarışması için seçmişti beni hocam.
Yavuz Bülent Bakiler’in Sivas’ta Yoksul Çocuklar şiirini okuyacaktım.
Üzerimde eski, sökük bir kıyafet, yüzüm gözüm kir içindeydi…
Hocam demişti:
“Dinleyenler yoksul çocuk senmişsin gibi hissedecek.”
Hazırlandım, heyecanlıydım.
Yarışma günü geldiğinde içim kıpır kıpırdı.
Sıram geldi,sahneye çıktım.
Işıklar söndü.
Sadece beni görebilecekleri bir ışık yanıyordu.
Yüzü gözü boyalı, eski kıyafetli bir çocuk…
Ben.
Şiire başladım.
Gözüm sahnede bir adama ilişti,en önde, beni izleyen bir adam.
Sadece ona bakarak okudum şiiri.
Meğer aynı anda şiirle birlikte hüngür hüngür ağlıyormuşum.
Salon alkışlarla çalkalandı.
Salondan ayrıldığımda hocam sordu:
“Niye bu kadar ağladın?”
Bilmiyorum, demiştim.
Şimdi biliyorum:
Ben, şiirin ağlattığı insanlardanım.
Fakat mutluluk ve neşe insanı nasıl güzelleşitiriyor! Yürek sevgiyle nasıl da kaynıyor! Sanki kendi yüreğini alıp bir başkasının yüreğine dökmek istiyorsun, herkesin neşelenmesini,herkesin gülmesini istiyorsun. Mutluluk nasıl da bulaşıcı!