Onu gerçekten sevmediğini anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevî bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu.
İmkansız bir şeydi bu, hele de Market Caddesi'nin güneyindeki işçi mahallesinde. Kitaplar bu adamlarda yaşıyordu. Hayatta hep içkinin ve öfkenin etkisiyle parlayan adamlar görmüştü, bunlarsa düşüncenin uyarısıyla heyecana gelip ateşle, coşkuyla konuşuyorlardı.