“Bir şey sormak istiyorum,” diye atıldı İbni Tahir. “Biraz önce aşağıda kamçılanan direğe bağlı bir adam gördüm. Onun böylesi bir cezayı hak etmek için nasıl bir suç işlediğini öğrenmek istiyorum.”
“Vahim bir suç işledi dostum. Türkistan’a giden bir kervana eşlik etme vazifesi verilmişti ona. Kervandaki arabacılar İsmaili değillermiş ve yol boyunca şarap içmişler. Sonra buna da önermişler. O da Seyduna kesinlikle yasaklamış olmasına karşın ikramı kabul etmiş.”
“Seyduna mı yasaklamış?” diye sordu İbni Tahir şaşkınlıkla. “Bu bütün müminleri kapsayan ve bizatihi peygamberin yasakladığı bir şey zaten!”
“Henüz bunları anlayamazsın. Seyduna istediğini yasaklar, istediğini serbest bırakır. Biz İsmaililer de yalnızca ona itaat ederiz.”
“Güzel,” dedi kendi kendine ve uyumaya çalıştı.
Tam o sırada birisinin yavaşça kendisine dokunduğunu fark etti. Tam avazı çıktığı kadar bağıracaktı ki kulağına fısıltıyla konuşan Sara’nın sesi geldi.
“Sesini çıkartma, Halime! Zeynep uyanmasın.”
Yorganın altına girip, yanına yattı.
“Sana bunu istemediğimi söyledim,” dedi Halime, tıpkı Sara gibi fısıldayarak. Ama Sara’nın onu öpücüklere boğuşuyla adeta nutku tutulmuş gibi kalakaldı.
Sonunda biraz olsun uzaklaştırmayı başardı..
Nihayet yalnız kalmışlardı. Halime, “Peygamberin yasağına rağmen Seyduna şaraba nasıl izin verebiliyor ki?” diye sordu.
“O verebilir. Sana Allah’tan sonra onun geldiğini söylemiştim ya. O yeni peygamber.”