Zeynep Çiçek

Zeynep Çiçek
@Zeeynepp__
- Peki kitaplarınız nerede? - İşte onlardan biri, dedi başdiyakoz. Ve hücrenin penceresini açarak parmağıyla yıldızlı gökyüzünde iki kulesinin, taştan kaburgasının, canavarı andıran sağrısının siyah silüetiyle şehrin ortasına çökmüş iki başlı devasa bir sfenks gibi görünen heybetli Notre-Dame Kilisesini gösterdi. Bu devasa yapıyı bir süre sessizce inceleyen başdiyakoz içini çekerek sağ elini masanın üzerinde açık duran basılı kitaba, sol elini de Notre-Dame’a uzattı ve hüzünlü bakışını kitaptan kiliseye doğru yöneltirken: - Ne yazık ki bu, şunu öldürecek, dedi. - Ama bu kitapta ürkütücü ne olabilir ki. Basılmış olduğu için mi önemli? - Söylediğin gibi, diye yanıtladı Claude. Küçükler büyüklerin üstesinden geliyorlar, Nil sıçanı timsahı, kılıçbalığı balinayı öldürüyor, kitap da yapıyı öldürecek.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Astroloji her yıldız ışığının insanın beynine bağlanan bir tel olduğuna inanmaktan ibarettir! dedi Dom Claude.
Sayfa 180·Kitabı okudu
Alıntı
notre-dame
Tüm kilise fantastik, doğaüstü, korkunç bir görünüme bürünüyordu: Sağda solda gözler ve ağızlar açılıyor, boyunlarını öne uzatmış, ağızları açık halde gece gündüz devasa katedralin etrafında nöbet tutan köpeklerin, yılanların, ejderhaların uğultuları duyuluyordu. Ve bir Noel gecesiyse, hırıldarmış gibi sesler çıkaran büyük çan müminleri gece yarısı ayinine çağırırken, karanlık cepheye, cümle kapısının kalabalığı yutarmış ve gül pencerenin kalabalığı izlermiş gibi göründüğü bir hava yayılırdı. Ve tüm bunların yaratıcısı Quasimodo’ydu. Mısır onu bu tapınağın tanrısı, Ortaçağ ise onu buranın iblisi olarak değerlendirebilirdi; Quasimodo katedralin ruhuydu. Öyle ki, Quasimodo’nun yaşadığı döneme tanık olanlar günümüz Notre-Dame’ı ıssız, cansız, ölüdür. Bir şeylerin eksikliği hissedilir. Bu bomboş, devasa kütle bir iskeletten ibarettir, ruhu onu terk etmiştir, sadece olduğu yerde durduğu görülür, hepsi bu. Göz boşlukları hala duran ama görme yeteneğinden yoksun kalmış bir kafatası gibidir.
Sayfa 165·Kitabı okudu
Alıntı
Mütarekenin ilk günlerinde, bana bir tanıdık diyordu ki: “Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki bu makineli tüfeklerden korkuyorum. Beni korkutan şey, kendi aramızdaki anlaşmazlıklar, kendi aramızdaki nifaklardır. Bizi asıl bu mahvedecek.” Ben içimden diyordum ki, bu adam, bu hükmü hep İstanbul’a göre veriyor, karışık ve bulanık bir şehir halkının huyunu bütün millete mal ediyor. Asıl vatanı, asıl milleti, Anadolu’yu hesaba katmıyor. Orası, buradaki nifaklardan ve pisliklerden arıdır. Orası, benim gözümde, ıstırabın en özlü alevlerinde kaynayıp pişmiş bir hayat mayasıyla yuğrula yuğrula kutsallaşmıştır. Bu ülkede temiz yürekli, duygulu ve candan insanlar vardı. Zenginin kapısı fakire açık ve gurbet yolları, sonunda mutlaka bir sıcak yurda ulaşacaktı. Orada, bütün kadınlar ana, bütün kızlar kardeş ve bütün çocuklar evlattı. Oranın taşı arkadaş, yoksulluğun derecesi bence malumdu. Fakat, bu maddi yoksulluğun içinde bir manevi varlık bulacağımı sanıyordum. Şimdi ne görüyorum? Anadolu… Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan kadınların, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan sofraların türediği yer burasıdır. Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası taş altında ezildi. Burada, yüzü düşmana dönük nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada, milli timsalin, milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi. Burada ben, vatan delisi millet divanesi; burada ben harp malulü Ahmet Celal yapayalnızım. Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke
Sayfa 110
Alıntı
İnsan, senin göğsünde ya destani bir kahramanlığa erer ya da en ilahi mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.
Sayfa 66