Cengiz Aytmatov acılı günlerin yetiştirdiği, zor zamanların unutulamaması için meşaleyi eline almış yazarlandan, belki de ilk aklımıza gelenlerden bir tanesi. Nitekim, kendisi bu zor günleri yaşamasa geride bu kadar ölümsüz ve bu kadar okuyucuyu etkileyen eserler bırakması da pek olanaklı olmayacaktı. Bundandır Toprak Zana’yı okurken her olayı iliklerime kadar hissedişim, Kasım ‘ın “Savaş başlıyor Anaa!” deyişini işitmişim ve belki de Tolganay ile beraber Mayselbek’i o tren garında bekleyişim. Kitabı okurken ben okuyucu değildim ,ben de o köyde Tolganay ananın yanında hasat kaldıran bir köylüydüm, köydeki erkekleri uğurlarken annesinin titreyen elinden tutan bir çocuktum, Aliman’ın kaderine yaşlı gözlerle bakan bir komşu kadındım ama ben oralarda bir yerlerdeydim. Çünkü edebiyat her şeyden önce okuyucu gerçek hayattan koparmaz, alır gelir tam da onun içine katar.
İkinci olarak söylemek istediğim şey ise savaşa katılanları savaşan erler gözünde değil de geride bıraktıklarının gözüyle baktığım için duyduğum mutluluk olacak. Çünkü bir savaşın haklı sebepleri olsun olmasın savaş sadece doyumsuz hedefleri olan ülkeleri değil o ülkenin köyündeki kundaktaki daha yeni doğmuş bebeği bile etkiliyor. En acısı da kitabı okurken bunların gerçek hikayeler olduğumu bilmemdi. Sadece Tolganay’ın Kasım’ı ,Mayselbek’i,Caynak ‘I, Suvakul’u feda edilmedi bu amansız savaşlarda nice kitaplara konu olacak nice canlar gitti. Belki bu acıları unutmamak ve savaşın bu yıkımlarını da hep hatırlamak için okumaya değerdi.