Zehra Yenen

Puan vermedi·159 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:51
Semiha Ayverdi gerçek bir mütefekkir. Bu, onunla ilk temasımız değil. Küçük bir kız çocuğuyken birkaç kitabını okuduğumu hatırlıyorum. Halk kütüphanesinde, kendisi gibi asil bir köşesi vardı. Yusufçuk, ilahî aşkı anlatan; kâinat kitabını doğru okumayı öğütleyen ve bu kitabı tanıtma hizmetiyle yanan bir deneme eseri. Üslubu, zarafeti aşıp asil bir hâle dayanıyor. Ve bu asaletin beslendiği derinlik, cümlelerini de büyük ölçüde etkiliyor. Ben de her seferinde bundan çok etkileniyorum. Bir tohumun çiçeğe durmak gayesiyle gösterdiği çabayı birkaç cümleyle anlatırken hem arkadaki hakikî kudrete şükrediyor hem de çiçeğin bu yolda nerelerden geçtiğini, güneşin nasıl bir vazife aldığını, toprağın onunla nasıl hemhâl olduğunu hissettiriyor. Yazılarında zorlamadan doğan bir güzellik seziyorum. Ve bu “zorlamasız güzellik”, mütevazı bir hicap ve ölçüyle ardındaki birikimi perdeliyor. Sanki ansızın içine dolanı yazma ihtiyacı hissetmiş ve bizimle paylaşmış gibi. Oysa bunu başarabilmek epeyce zor bir iş. Her okuyuşumda bir kez daha hayran kalıyorum.
Edebiyat
YusufcukSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2025424 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsan yürekli olsun Osman Vecdi,
Puan vermedi·135 syf.··
2026 21. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 15:05
Canım Osman Vecdi, hikâyenin bütün ömrümce kalbimde gezeceğini sana anlatabilsem keşke. Kitapların dünyasına girdiğim herhangi bir rüyada söz veriyorum, seni bulacağım. İnsan yürekli olsun derler; sen kuş kalbinde dünyanın en büyük yüreğini taşıdın. Seni aldım dost diye, sırladım kendime... Kitabı henüz bitirmenin kırgınlığıyla Osman Vecdi’nin tüm yaşadıklarına üzülerek yazıyorum. Genç bir adamın yaralarla dolu öyküsünü yazan Halit Ziya çok uzağımızda değil. Ahmet Cemil’i nasıl yazdığını bildiğim için heyecanla okudum kitabı. Ve bütün heyecanıma değdi, demek boynuma borç. Acıyı estetize etmeden, gerçek hayatla harmanlayıp aktarınca o duyguyu samimi şekilde hissettirme konusunda sevdiğim bir yazar Halit Ziya. Karakterleri yüzeysel değil, altı dolu, uyanık, farklı. Ve sonuna kadar gerçek. Büyük, heybetli ve süslü cümleleri yok ama kalbe dokunuyor. Mesela bir yerde hayal kırıklığını, kaderden yara almayı şöyle tarifliyor: “Larvadan çıkan kelebek, gökyüzüne yol almaya, çiçeklere uğramaya aşkın bir istekle hazır; bahçeye, gülistana fıtrî bir heyecanı var. Kanatlarını nasıl kullanacağını bilmiyor ama içinde buna dair öğretilmiş bir bilgi var. Tam kanat çırpıp göğe yükselecek, acımasız bir rüzgâr onu yere çalar, kanatlarından yaralar.” Yani belki Türk edebiyatında bu cümlelerden daha güzel cümleler de kurulmuştur ama ben defalarca okuyup aynı hisle etkilendim. Karşılıksız bir aşkın eteğindeki bu genç adam hakkındaki ilk düşüncem; şiire, edebiyata ya da içini ifşalayacak olan her şeye olan önyargısı. Ve bunu kitapta ustaca karşı tarafa aktarıyor ki gerçekten bir şeyleri saklamaya çalışıyor , aynı zamanda bir ego algısı oluşturuyor, ket vuruyor duyguların başkasına geçmesini dürtüleyecek ne varsa. Böylelikle tam olarak kimse duygularına vakıf olamıyor. Çünkü içeriden küçük bir
Edebiyat
Bir Ölünün DefteriHalid Ziya Uşaklıgil · Kapra Yayıncılık · 20212,194 okunma
Evdeki düşman: Amerika mı, müslüman ataleti mi, güdümlü korku mu?
Puan vermedi·640 syf.··
2026 10. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 02:43
Ketebe Yayınları muhtelif konulardaki dergi yazılarını bir araya getirince bu koca kitap bizim olmuş. Altı bölümden oluşuyor. Bahsettiği konular ise yabancımız değil: Müslüman bir insanın sosyokültürel yaşamı, derdi, tasası, eğitimi, ekonomisi. Yani büsbütün “müslümanca yaşamak üzerine denemeler” kitabı. Ben Cahit Zarifoğlu’nu severim. Edebiyat üzerindeki yoluna hayran olmamak elde değil. Bu kitabı da sevdim. Fakat bir tekrar metin gibi okuduğum birkaç bölüm canımı sıktı. Biliyorum, bunlar ayrı ayrı dergi yazıları ve tek bir kitap için tasarlanmadı. Fakat bir kitap içinde birlikte okuyunca “bunu zaten okumuştum” hissi biraz gerilmeme sebep oldu. Sık sık bunun bir derleme kitap olduğunu telkin ettim kendime. Altı bölümün derdi de farklı: toplumsal sıkıntılar, politika, kültür, miras, ruh, ekonomi, Müslüman ülkelerin sıkıntıları… Hepsi bir araya gelince yazar, yaşadığı dönemde dalgası göğe yükselip duran okyanuslar gibi yerinde duramamış. Bir şeyler yapmak, çabalamak, okumak, yazmak, yola çıkmak… Yazar, edebiyatın boynuna borç demiş. Fakat bu önemli meseleleri daha önce birçok yazardan okuyunca, Cahit Zarifoğlu’nun saklayamadığı şiirsel dil, o yumuşak ton pek de telkin etmiyor beni. Okuyucu olarak onun kelimelerini alıp kendi filtremden geçirince etkilensem de sarsmıyor beni. Aklıma İsmet Özel geliyor. Onun yüksekten sesi yakalarımı silkiyor; elinde cetvel, başımı bekliyor. Ben her an tetikte, öğrenmek zorunda, araştırmak zorunda, ilerlemek zorunda hissediyorum kendimi. Burada o his yok. Bazen öyküleme yapılıyormuş hissi havada bırakıyor. Bir başka konu ise özeleştiri azlığı. Bu kadar hacimli bir kitapta biz düşmana emperyalizm diyoruz, kapitalizm diyoruz; Amerika, İsrail, Fransa, Avrupa diyoruz. Fakat kendimizi ne derece ciddiye alıp eleştiriyoruz? Buna ne kadar mesai
Edebiyat
Güneşte Bir GeceCahit Zarifoğlu · Ketebe Yayınları · 202347 okunma
Aşk ve delirium içinde Kafka; biraz da siyonizm karmaşası...
Puan vermedi·704 syf.··
2026 6. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 22:22
Felice’ye mektupları henüz bitirmenin tazeliğiyle yazmasaydım, eminim kendimi yiyip bitirecektim. Franz Kafka ve Felice Bauer, bir arkadaşlarının evinde karşılaşırlar ve daha sonra Kafka’nın tanışmalarının üzerinden bir ay geçmeden bir mektup göndermesiyle, 1912-1917 yılları arasında yaşanacak beş yıllık bir ilişkinin temelini atarlar. Benim Kafka’yı ilk tanıdığım günden itibaren kendisiyle hep bir husumetim vardı ve aramız hep gergindi. Neredeyse dokuz yıldır süren bu gerginliğin sebebi, Kafka’nın sürekli dramatize ettiği “acı çekme” hâliydi. Ve ben onun bu bencil entelektüel varoluş sancılarını dünyanın sonu gibi lanse etmesine tahammül edemiyordum. Fakat bugün artık Franz Kafka’yı anlayabiliyorum. Bu yüzlerce mektup sonunda hem Felice hem de Kafka o kadar yıpratıcı davrandı ki bir yerde tahammül edemedim. Hem sevdim hem sevmedim ikisini de. Ama Milena’ya mektupları da okuyan biri olarak, yaşadıkları her neyse aşk demek istiyorum. Çünkü aşk böyledir bazen. Entelektüel bir sığınma, üst bir eşlikçi değil. Sever, heyecanlandırır, düşündürür, yıpratır, bıktırır, kıskandırır, tutarsızdır. Ve böyle gerçektir. İnsanüstü bir rüyalar ülkesine giriş bileti değildir her zaman. Fakat yine de Kafka, kendi içinde, kendisi için yaşayan bir insan. Onun bu narsistik yapısı içinde Felice’ye tutunmaya çabalaması, biraz da Felice’nin de kendisi için yaşasın kafa yapısına hizmet ediyor. Tam istediği gibi sevilmiyor hiçbir zaman; bu yüzden sürekli bir sevgi tespit sınavından geçiriyor karşısındakini. Pek tabii, sonuç ne olursa olsun asla memnun olamıyor. Kendisini yiyip bitirecek düşüncelerle kehanet kuruyor ve bunu muhakkak karşısındakine de dayatıyor. Bazen sırf o sevme hâlini yazabilmek için yazıyor, diyorum. Bazen gerçekten de bu kafa yapısından kurtulmak istiyor, Felice’ye tutunmak
Edebiyat
Felice’ye MektuplarFranz Kafka · Zeplin Kitap · 2020820 okunma
sistematikleşmiş bir kul hakkı yeme heyulasına dur demek;
Puan vermedi·152 syf.··
2026 5. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 00:13
"Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?” demiş birileri ve sevgili yazar, buna karşılık bahtiyar bir köpeğin öyküsünü yazmış. Hayfa ki artık köpekler bile bahtiyar değil! Toplumsal sorunları tüm gerçekliğiyle ele alınca içimden bugünleri görseydi diye geçirdim. Bugünleri görseydi muhakkak nutku tutulurdu. Sırça Köşk’teki öyküler, bütün siyasî ve toplumsal ideolojilerden bağımsız, tek bir mesaj taşır: İnsan. Beni etkileyen birçok öykü oldu; fakat hastanelerle ilgili olanlar, muhakkak içinden biri olduğum için, daha fazla etkiledi. Üzüldüm. Ama sonra düşündüm: Ne değişti? Hastaları rehin tutan hastanelerden, bebek satan hastanelere… Bu metinler yoksulluğun, hastalığın, açlığın öyküsü değil. Yoksulluğa mahkûm edilmenin, hastalığa ve daima acıya mahkûm edilmenin öyküsünü anlatıyor. Vicdan muhasebesinin hiç edilmediği yaşamları, kaygan siyasî zeminleri ve insanın eliyle, aklıyla, kalbiyle işlediği saf kötülüğü. Günün sonunda muhakkak bir ahlâk dersi veriyor; ama bunu, kendisinin de parçası olduğu bir toplumun içinden söylüyor. Belki de bu yüzden öğütleri samimi geliyor. Döneminin "sorunlu" yazarlarından ilan edilmiş olmasını bilerek tekrar etmek istiyorum şimdi henüz bitirmiş olarak öykülerini hiçbir ideolojiye bağdaştırmayacağım hatta yazarın dünya görüşlerini de kendi dünya görüşlerimi de düşünmeden diyeceğim ki bu öykülerde devleti yahut devletin bir kurumunu kötülemekten ziyade düpedüz kötülüğe karşı duran ve sistematikleşmiş bir kul hakkı yeme heyulasına dur demek isteyen bir ses var. Duydum, etkilendim, içerledim.
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Kapra Yayıncılık · 202169,8bin okunma