2025 bitmeden okuduğum son kitap. Öyle büyük bir heyecanla okudum ki enfes bir hikaye. Yazar çok büyük bir incelikle hikayedeki bütün detayları tek tek işlemiş. Mesela kurgu olan aynalı ejder tarikatından bahsederken hurufilik, hallaciye, melamilik vb. bilinen bilinmeyen tarikatlardan da bahsetmiş.
*Kitabın başında kullanılan epigraf bile hikayeyi tanımlıyor adeta "Onların düşünceleri, akıl edecekleri kalpleri olsun..." Hac suresi 46.ayet devamı işe şöyle "Gerçek şu ki kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir." Hikayede bahsedilen Aynalı Ejderler tapınaklarda derin düşüncelere dalıp kendilerini kör ediyorlardı.
* Hikayenin sonlarına doğru diğer bölümlerde hep ressam olarak gördüğümüz kişi artık bir yazara dönüşüyor ve şu sözler dökülüyor ağzından "Ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim. Kelimeleri bilinmem için yan yana dizdim."
Önce, şimdi, sonra ile birbirine bağlanmış 3 ayrı kişinin hikayesini bir ejderin izinde ve şahitliğinde okuyoruz.
*Geçmişte; bir celladın bir ejderha kolyesinin peşine takılıp kendilerine "Aynalı Ejder" diyen bir tarikatla tanışmasına ve ona katılmasına şahitlik ediyoruz.
* Şimdide; yarı deli bir yazar/ressamın gördüğü ejder rüyasından sonra hep ejder çizmeye başlamasına ve akıl hastanesindeki cinayetine şahitlik ediyoruz.
*Gelecekte; Dedektif Sair'in bir yazarın öldürülmesiyle haberdar olduğu Aynalı Ejder tarikatının peşine takılışına ve ona katılmasına şahitlik ediyoruz.
Kitabın dili çok akıcı ve sade. Hikayelerini okuyucuyu yormadan bazen çarpıcı ve akılda kalıcı sonlarla, keyifli bir dille anlatmış yazar. Genelinde kadın ve kadın bakış açısı var. 14 hikayeden oluşuyor. En çok Altmış Dakikanın Hikayesi adlı hikayeyi beğendim.
Dili sade okuması çok keyifli bir kitap. Zübükle baş etmeye çalışan ama onu hep daha çok besleyip göklere çıkaran bir sosyal düzen var. Köylünün o çaresiz kalışı ve her o çaresiz kalışta tekrar tekrar zübüğe sarılışları mükemmel bir kurgu ve mizahla yedirilmiş hikayeye. Bir taraftan Zübüğe kızıp köylüye üzülürken bir taraftan da köylüye kendilerini bile bile her seferinde bu çaresizlik içine soktukları için kızdım. Aslında yazar okuyucuyu bile çaresiz bırakıyor Zübük karşısında. Dinin,insanlığın, merhametin, saflığın nasıl kullanıldığını dümdüz eğip bükmeden anlatmış yazar. Velhasıl zübükler ve onun getirdiği düzen hala devam ediyor ve görünen o ki maalesef devam da edecek.
Kitabın neredeyse tamamı diyalogdan oluşuyor. Sürekli diyalog takip etmek çok yorucu oldu benim için ayrıca dili çok kaba. Anadolu insanı, irfanı diye övündüğümüz o Anadolu bu kitapta yok. Çok yakın arkadaşlar bile sürekli birbirlerine hakaret ederek birbirlerini aşağılayarak konuşuyorlar bir süre sonra bu dil bana çok fazla battı. Anadolunun sosyal yapısını bu anlamda sorgulattı. Başta eşkiyalık olmak üzere dini kullanan ondan para kazanan alevi dedeler, muhtarlar, cahil köylüler, nam,erkeklik, güç,adalet, ihanet, yoksulluk gibi bir çok konuya ustaca değinmiş yazar.
Konusu başta çok ilgimi çeksede o merak duygusu ilerlemedi maalesef. Fazla bilinç akışı var. Olaylar fazla iç içe. Hangi olay ne ara başlıyor ne ara bitiyor anlaşılmıyor. Dönüp dönüp tekrar okumama rağmen o akışı tam yakalayamadım. Çeviriye de ilgili olabilir tabii ama çok zor bitirdim yarım bırakmamak için.