Allah kullarına acılığa âit bir şey verdi mi, tatlılığı da onun kalbinden uzak tutmaz. Musîbet ve kahrı ondan bilerek tahammül, en doğru müdâfaa silâhıdır. Toprak altından yeşil ve taze olarak süren başak, canlı bir mısrâ gibi tarlada salınıp nazlanırken, orağın darbesine elbette, zâlim der. Hele değirmen taşının arasına girip toz olmayı en yaman işkence bulur. Fakat kendisini böylece kahretmeyi murat edenin, mânâda yükseltmeyi dilemiş olduğunu, ancak bir insan vücûdunda eriyip, insan olduğu zaman anlar. Biz dünyâya, zevkle kahrı bir teknede yoğurmak için geldik. Belki bu güç görünür ve güçtür de. Fakat bir kere acı ile tatlı aynı tekneye girip birbirine karıştı mı, onlardan hâsıl olan varlık, hayâlin bile tatmadığı ölçüsüz bir zevk olur.