Kübra

İnsanların ihtiyacı olan tek şey enformasyon değildir-içinde olduğumuz Olgular Çağı'nda, enformasyon genellikle insanların dikkatlerini hakimiyet altına almakta ve bilgiyi özümseme yeteneklerini parçalamaktadır. İnsanların ihtiyacı olan tek şey akli yetenekler de değildir-bu yetenekleri kazanmak için verdikleri mücadele kısıtlı ahlaki gayretlerini de tüketmektedir. Onların ihtiyacı olan -ve bunu kendilerinin de hissettiği- şey, dünyada olup bitenlere ve başlarına neler gelebileceğine ilişkin derli toplu öyküler oluşturabilmek için enformasyondan yararlanmalarına ve bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olabilecek zihinsel bir vasıftır.
Sayfa 15 - Hil Yayınları, 1. Baskı, 2016, pdf
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tarihin korkunç şekillenme hızı, insanların kendilerini itibar edilen değerler doğrultusunda konumlandırma yeteneklerini aşıyor artık. Fakat hangi değerlerden söz ediyoruz ki? İnsanlar serinkanlı oldukları zamanlarda bile eski duyumsama ve düşünme tarzlarının çöktüğünü ve yeni başlangıçların da ahlaki açıdan felç edici derecede müphem olduğunu hissetmekte çoğu zaman. Peki, sıradan insanların bu denli ani bir biçimde karşılaştıkları dünyalarla başa çıkamayacaklarını hissetmesinde şaşılacak bir yan var mıdır? Ya içinde yaşadıkları dönemin kendi yaşamları açısından ne anlama geldiğini kavrayamamalarında? Kendi benliklerini müdafaa etmek için bütün bütüne özel hayat alanına çekilmeye çalışırlarken ahlaki yönden gittikçe daha duyarsız hale gelmelerinde? Günümüz insanının kapana kısılmışlık duygusuna sürüklenmesinde şaşılacak bir yan var mıdır?
Sayfa 15 - Hil Yayınları, 1. Baskı, 2016, pdf
...Çağdaş tarihin gerçekleri, aynı zamanda bireyler olarak kadın ve erkeklerin başarı ve başarısızlıklarına ilişkin gerçeklerdir de. Bir toplum sanayileştiği zaman, bir köylü işçiye dönüşür; bir feodal bey tasfiye olur yahut işadamına dönüşür. Sınıflar yükselişe ya da çöküşe geçtiğinde, bir insan iş sahibi olur ya da işsiz kalır; yatırım oranları arttığında ya da azaldığında, bir kimse güçlenir ya da iflas eder. Savaş çıktığında, bir sigorta pazarlamacısı roket atıcısına, bir tezgahtar radarcıya dönüşür; bir kadın dul ve bir çocuk da yetim kalır. Dolayısıyla, her ikisi birlikte ele alınmadan ne bir bireyin yaşamı anlaşılabilir ne de bir toplumun tarihi. Ne var ki insanlar, göğüs gerdikleri kişisel sıkıntıları çoğu zaman tarihsel değişim ve kurumsal çatışmalarla ilişkilendirerek ele almaz. Sahip oldukları refahı, içinde yaşadıkları toplumun büyük değişimlerine dayandırmazlar. Kendi yaşam örüntüleriyle dünya tarihinin seyri arasındaki karmaşık bağıntıların nadiren farkına varan sıradan insanlar, bu bağıntıların dönüşmekte oldukları insan tipleri ve kendilerinin de rol alabilecekleri tarih inşası açısından ne anlama geldiğini de bilmez. İnsan ve toplum, biyografi ve tarih, benlik ve dünya arasındaki karşılıklı etkileşimi kavramak için gerekli olan zihinsel vasfa sahip değildirler. Kişisel sıkıntılarıyla, genelde bunların ardında yatan yapısal dönüşümlere de hakim olacak şekilde başa çıkamazlar.
Sayfa 14 - Hil Yayınları, 1. Baskı, 2016, pdf