Çocukluğumuzda yaşadığımız tranvalarımız biz büyüdükçe ne kadar yok saymaya çalışsak da bir süre sonra mutlaka ortaya çıkıyor , farkına varmadan yaptımız seçimlerde aslında geçmişin izlerini taşırız. Lena ‘da hayatında annesi gibi olmamak huzur ve düzenli bulmak, bir yerde sabit kalmak için hep mücadele etmişti.
Kitap başlarda #geceyarısıkütüphanesi ni andırsa da sayfalar geçtikçe yazarın tarzının farklılığını hissediyorsunuz. Açıkçası Sarah Jio kitaplarını sevsemde bu sefer hikaye çok da bana göre değildi.
Hikayeye gelecek olursak Lena Westlorcok kariyerinde oldukça başarılı, hayatını huzur ve düzen üzerine kurmuş genç bir kadın. Uzun süredir birlikte olduğu sevgilisinden evlilik teklifi beklerken ayrılık konuşması yapmak onu bir gece de bambaşka bir hayata sürükler. Alternatif evrende yada paralel evrenmi diyelim kıyısından döndüğü hayatları 24 saatliğine yaşama imkanı bulsa da bu onu hem yorar hemde farklı bir insan haline getirir. İnsan bir an durup da düşünmüyor değil yaptığımız seçimler farklı olsaydı acaba nasıl bir hayatımız olurdu, ve en önemlisi bunu görme şansımız olsaydı ne yapardık.
Belki seni de hayatıma yeniden girmen için hayal etmiştim.
Ezgi Sezgin başarılı bir gazeteci. Çok sevdiği işinden ve bir süredir mutlu olmadığı eşinden aynı zaman diliminde ayrılınca hayat onu bir kez daha doğup büyüdüğü kent olan Yenikent’ e yönlendirir. Hem hayatını yoluna koymak hemde aradığı o sakin ve huzurlu yaşama kavuşmak için bunun iyi bir fırsat olacağını düşünsede geldiği ilk günden kendisini sevdiği arkadaşlarına bağlayan bir cinayetin ortasında bulur. Görmekle yüzleşmek arasındaki o çizgide kalan Ezgi bir zamanlar çok yakın olduğu Mert, Cüneyt, Orhan ve Mercan’la artık farklı insanlar olduklarını hayatın içinde ayrı ayrı rollere büründüklerini kavrar.
Tam bir insan hikayesi. Karakterlerin hepsi için ayrı ayrı düşünülüp, inceleme yapılabilir. Batu karakteri de bunlardan biri. Çocuk yaşına rağmen olgunluğu, suküneti, duruşu kendine özel işlenişi çok güzel.
Yenikent için de tek bir cümle kurmam gerekirse ;aslında yine bildiğimiz bir yer okuyunca mutlaka bir yere benzetirsiniz ama bir o kadar da hayali.
Ölüleri üzemeyiz, sadece onlar bizi üzebilir.
Gorki’nin en sevdiğim kitabı Ana’dır. Oradaki o isyancı, fedakar ve tüm zorluklara rağmen pes etmeyen güçlü kadın karakter beni hep kendine hayran bırakır. Yazarın bu eserinde de nineye bayıldım.
Çocukluğum yazarın kendi hayatını dile getirdiği bir otobiyoğrafik roman. Bütün o kaos dolu evde sevgisiz büyüyen bir çocuk zamanla dünyaya unutulmayacak kitaplar bırakan bir yazar haline dönüşmüş. Aleksey daha küçük bir çocukken babasını kaybediyor, ardından annesi ve ninesiyle beraber dedesinin evine dönerlerken yeni doğan kardeşi ölüyor. Tüm bu acılarla beraber ne olduğunu anlamadan kendini kalabalık ve kimsenin kimseye sevgi beslemediği nefret dolu bir evde buluyor. Kısa süre sonra anneside evden ayrılıyor. Dayağın bol olduğu, ölümler, doğumlar yaşanan, herkesin birbirinden nefret ettiği dedesinin evinde tek yanına sığındığı nenesi onu büyütüyor. Sayfaları çevirdikçe 19.yy Rusya’sı ve aile yapısına da ait fikir sahibi oluyorsunuz.
Bitmek tükenmek bilmeyen tekdüze çalışma günlerinde acı bayrama, yangında eğlenceye dönüşebiliyordu; anlamsız bomboş bir yüzde bir sıyrığın süs olması gibi…..
ÇocukluğumMaksim Gorki · İş Bankası Kültür Yayınları · 201419,6bin okunma
Yas …. Biraz kişiye özel biraz da ortak acıların yaşanış şekli. İnsan doğduğu andan itibaren yanında olan birinin kaybını yaşadığında onun gidişine üzüldüğü kadar o garip ve nasıl doldurulacağını bilemediği boşluktan dolayı kendine de üzülüyor diye düşünüyorum.
Çok okunan, heryerde paylaşılan o kitapla buluştum bende. Yazarın özellikle hastalık ve onun yarattığı tahribat konusundaki cümleleri biraz da içselleştirdiğim için beni farklı etkiledi.
Kitabın hikayesi yaşanan bir yas süreci ile ilgili. Yazar bahçıvan olan babasını kaybettikten sonra hem hastalığında yaşadıklarını, hemde önceki döneme ait hayatlarını kendisi ve anılarıyla yüzleşerek çok da dramatize etmemeye çalışarak bizlere aktarmış. Kısaca sona eren bir hayatın ardından paylaşılan hüzün anlatılmak istenmiş.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?
Çok güzel bir cümle değil mi düşünsenize yıllar sonra varlığınız bir hiç olacak. Eğer dünyada iz bırakan bir hikayeniz varsa ancak o zaman hatırlanırsınız.
Evsiz yaşayamayanlar sadece insanlar değildir, evlerde insanları olmadan yaşayamaz.
Suçluluk duygusunun içinde nasıl büyüdüğünü hissediyorum. Hasta olmanın suçluluğu, yatağa mahkum olmanın, başkalarına zahmet vermenin, yük olmanın suçluluğu. Hastalığı asla affetmeyeceğim. Bir insanın canını onu aşağılamadan da alabilirsin.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma