Acının adı, savaşın karanlık yüzü, hiç bitmeyen ve dinmeyen bir sızı. Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bir soykırım ve yine tüm dünyanın sessiz kalması.
Şehre gittiğinizde aradan geçen zamana rağmen o bitmeyen savaşın soğukluğunu ve ıssızlığını hissediyorsunuz. Okuduğunuz tüm satırlar da farklı bakmanızı sağlıyor.
Yazar kendi çocukluğu ve hayatının en acı günlerini olayları çok da uzatmadan dramatize etmeye kalkmadan bizlere aktarmaya çalışmış ki oldukça da başarılı olmuş. Tijan savaş başladığında henüz on yaşında, akademisyen bir anne babaya sahip, şehrin banliyölerinde oldukça mütevazi ve sakin bir hayatları varken, Saraybosna alevler içinde kalır. Ailesi, arkadaşları ve okulu paramparça olur ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz.Savaşın ortasında çocuk olmak büyümeye çalışmak hatta hayatta kalmak zor olsada ağır tahriplerle kabullenmek zorunda kalırlar. Bir şehir yerle bir olurken Tijan ve ailesi üç yıl sonra mülteci olarak Almanya’ya göç eder. Onlar her ne kadar Bosna dan ayrılsalarda ruhlarında açılan yara hiç bir zaman onları bırakmaz ve ailesinin hayatı istedikleri gibi devam etmez.
Bosna ‘da savaşın gölgesinde yaşanan bir çocukluğa ait olan otobiyoğrafik romanda, ölmek mi hayatda kalmak mı zor bilemiyorsunuz. Açlık, sefalet ve hiç dinmeyen o sızı kitap bitse de sizi hiç bırakmıyor.
Bosna savaşı ve soykırımla ilgili epey kitap okumuştum ama bu hikaye biraz farklı oldu benim için. Okuyun pişman olmazsınız diyebileceğim kitaplardan.