Ben başka bir hayalin peşindeydim. Başka bir ölümün ya da ölümlerin izinde. İçimdeki yaraları sarmak için.
Gördüklerinizden sonra tanıdığınıza pişman olur musunuz, bilmem artık. O zaman da, sıradan bir deliydi, üstelik acısını fazla önemsiyordu, der geçersiniz. Kırılmam, hiç çekinmeyin. Ben gülümsemeyi öğrendim çünkü, sahiden gülümsemeyi.
Giderayak, değerini her zaman sürdürecek bir duyguyu paylaştık. Ölüme karar verirken hayatlarımızı ve birbirimizi kazanıyorduk. Size tuhaf gelecek ama, tam da bu anlarda gerçek bir beraberlik yaşamıştık.
"Her hikâyenin bir vakti var"
Yemeklerle kaderler arasında bir bağ kurulabilir miydi?
Birileri bizi gerçekten bir yerlerde alıkoymuş... Farkında değildik sadece, hepsi bu. Ama hayat da bazen farkına varılmadan yaşananlarla anlam kazanmıyor muydu?
Çoğu, bedenlerini fazlasıyla salmış, okul sıralarında uzun yıllar dirsek çürütmektense evde yemek ve dedikodu yapmayı öğrenerek kendilerini büyük sıradışılıkların hayat bulamayacağı evliliklere hazırlamayı tercih etmiş, haliyle de farkına bile varamadıkları çok daha derin bir çürümenin içine hapsolmuş orta yaşlı kadınlardı. Genç bedenlere de diktiği olmuştu ama onlar da bağrında oldukları ya da içine düştükleri değerlerin baskısıyla, annelerinin, teyzelerinin bazen de büyükannelerinin kendilerine gösterdiği geleceğin sığ sularındaki doğruların dışında başka doğruları aramaz görünürlerdi genellikle.
Ablasının onun hakkında sık sık "şarlatanın teki" demesi umurunda değildi. Hem zaten kim iyi ya da kötü, az ya da çok, kendine göre şarlatan sayılmazdı ki... Herkes hayata tutunmak için, farklı yalanlara ve palavralara sığınmıyor muydu? "Ah Lea ah!.. Bir de sen ne şarlatanlıklar yaptığını bir bilsen, kabul edebilsen" dedi o anda içinden. Başkalarına böyle kolaylıkla şarlatan özelliğini